.

4 AY, 3 HAFTA, 2 GÜN; BİR FİLM…

Cristian Mungiu’nun Altın Palmiye ödüllü filmi 4 Ay 3 Hafta 2 Gün (4 luni, 3 saptamani si 2 zile, 2007) filmi, içinde izleyici kitlelerinin beklediği anlamda “bir şey olmayan” deneysel yapımların en iddialılarından.
1987 yılında Romanya’da geçen, tek bir güne ve geceye odaklanan film, kazara hamile kalan bir üniversite öğrencisinin (Gabita) yasadışı ve sağlıksız yollarla “4 ay 3 hafta 2 gün”lük bebeğini aldırma ve hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Kürtajın yasadışı olma nedeniyse, Nikolay Çavuşesku döneminin işgücünün önemini abartan baskıcı rejimi. Ancak film ne bu sorunu mercek altına alan bir sistem eleştirisine soyunuyor, ne ahlakçı bir tavır sergiliyor, ne de işi bebeğini öldüren bir gencin dramına çeviriyor.

Gabita, kendisini bu zorlu süreçte yalnız bırakmayan oda arkadaşı Otilia ile birlikte öğrenci yurdundan çıkarak sevimsiz bir otele yerleşiyor. Otilia kürtajı gerçekleştirecek doktorla buluşup otele geliyor. Gabita’nın panikleyerek başvurmuş olduğu yalanlar bir bir ortaya çıkarak doktorun çaresiz kızlar üzerindeki iktidarını kuvvetlendiriyor. Hem de Otilia ile yatağa girmesini sağlayacak kadar… Bir takım aksiliklerden sonra doktor, Gabita’nın rahmine bebeği düşürmesini sağlayacak sondayı yerleştirip asla hareket etmemesi gerektiğini tembihleyerek ayrılıyor. Otilia ise yalanlarından dolayı arkadaşına duyduğu öfkenin ve yaşadığı travmanın etkisiyle, bir saate kadar döneceğini söyleyerek önceden söz vermiş olduğu davete, erkek arkadaşının annesinin doğum günü yemeğine, gidiyor. Aklı ise aşırı kanama, zehirlenme ve ölme gibi risklerle koyun koyuna yatan arkadaşında kalıyor. Bu haldeyken, sevgilisinin o akşam tanıştığı sıkıcı ailesinin küçük burjuva muhabbetine katılmak gibi korkunç bir deneyime maruz kalıyor. İçi içini yese de kalkıp otele bir telefon bile edemiyor. Çünkü herkes şampanyanın açılmasını bekliyor.

4 Ay 3 Hafta 2 Gün; öğrenci yurdu, otel, yabancı bir ev ve ıssız sokaklar arasında çaresizce gezinen, evden uzakta olmanın tekinsizliği, toplum baskısının sindirdiği bireyler ve film boyunca hissedilen, final sahnesinde ise kreşendo yapan iletişimsizlik üzerine karanlık, soğuk, mesafeli ve sarsıcı bir yapım…

Kadraj dışının gerilimi…
Evet bu Gabita’nın öyküsü, ancak kesinlikle Otilia’nın filmi… Yani öykünün kahramanı hamile kız Gabita. Fakat filmin esas kızı, ona yardım etmek için çırpınan fedakâr oda arkadaşı Otilia…
Cristian Mungiu, filmin ikinci yarısından itibaren öykü ile (kadraj dışını da kapsayan, arka plandaki hikâye) akışı (izleyiciye sunulan görüntülerin toplamı) ikiye ayrılıyor. Öykü otel odasında içinde ince uzun bir sondayla hareketsiz kalıyor; akış Otilia’nın peşine takılarak iç sıkıcı aile yemeğine katılıyor. Bu noktadan itibaren izleyici bir tür paralel kurgu beklentisi içinde kıvranmaya başlıyor. Otilia karabasan gibi üzerine çöken aile yemeğindeyken, otel odasında tek başına bıraktığı Gabita’nın ne durumda olduğunu bilmek istiyor. Aynı şekilde izleyicinin aklı da, filmin göremediği diğer yarısına takılıp kalıyor.

Freud ‘Psikanalize Giriş’ dersinde (1916) kaygıda nesnenin olmadığını, korkuda ise tam tersine tüm dikkatin nesne üzerinde toplandığını yazar. Öykünün merkezinde olan ve hayati tehlike taşıyan hastanın kadraj dışına itilmesiyle, korkunun yüzeyselliğinden kaygının derinliğine terfi ediyor anlatı. Tehlike değil, tehlike olasılığı üzerine bir film 4 Ay 3 Hafta 2 Gün. Korku değil, kaygı filmi… Çünkü kaygı, ‘kötü bir şey olacak diye duyulan tasa’ ve filmin dramatik yapısı tam da bu duygu üzerine kurulu. Başarısını ve orijinalliğini ise beklenen anlamda kötü bir şey olmamasına borçlu…

İzleyicinin elinde kalan çakı…
Filmin ikinci yarısından itibaren izleyici kötü bir şey olmasını, bir tür dramın patlak vermesini beklemeye başlıyor. Bu bir tesadüf değil. Ne yaptığını çok iyi bilen bir yönetmenin zekâ dolu planı… İkiyüzlü bünyeler bir yandan “Aman kötü bir şey olmasa bari” derken öte yandan iştahla kötülük, şiddet, kan ve ölüm bekliyor. Yatakta kanlar içinde bulacağı Gabita’nın feci şekilde ölmesini, Otilia’nın feci bir pişmanlık krizine girmesini ya da Otilia’nın sapık doktordan korkunç bir intikam almasını falan istiyor şartlanmış gözler. Fakat bunların hiçbiri gerçekleşmiyor.

Oteldeki bir sahne, bu durumu anlamak adına çok önemli: Otilia o sırada tuvalette olan doktorun alet çantasını karıştırıyor. İçindeki çakıyı alıp açıyor. Çakının keskin bıçağı gözümüzün önünde parlıyor. Doktor aniden tuvaletten çıkınca da çakıyı kapatıp çantaya geri koymayı beceremiyor ve saklıyor. İşte bu andan itibaren o çakının bir yere girmesini beklemeye başlıyor izleyici. Çünkü şimdiye kadar izlemiş olduğu yüzlerce filmde bu böyle olmuştu. Duvarda asılı duran tüm tüfekler patlamıştı. Kötü adamlardan yürütülen tüm silahlar onlara karşı kullanılmıştı. Ve yüzlerce klişeye maruz kalmış olan yorgun zihinler olayların yine böyle gelişmesine gebeydi.

Otilia’nın doktorun otomobiline binip kapıyı çektiği sahne de anlamlı. Bu sahnede kapı tam olarak kapanmıyor ve sürücü koltuğundaki doktor bir daha açıp kapaması için Otilia’yı uyarıyor. Böyle bir anı da filmlerde göremeye alışık değiliz. Filmlerdeki kapılar bir defada çekilir ve şak diye kapanır. Kapıyı iki kez kapatmak gibi bir durum ancak öyküye herhangi bir katkısı olacaksa, bir espriye veya sonradan gerçekleşecek bir hadiseye vesile olacaksa gerçekleşir. Kapıyı yaşanan olaydan bağımsız bir biçimde ikinci kez kapatmak zorunda kalmak gibi durumlarsa, olsa olsa gerçek hayatta oluyor. 4 Ay 3 Hafta 2 Gün de izleyenin içine işleyen soğuk gerçekliğini buradan alıyor.

 

, 18 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi