.

gozetleme-kulesi-04

SUÇLULUK KULESİNDEN GAYET “NORMAL” MANZARALAR

Sinema ve belgesel alanında çok önemli ve yenilikçi eserler üreten Pelin Esmer’in son filmi “Gözetleme Kulesi” (2012) izleyiciyi bir tür gözetleme kulesine yerleştiriyor. Ama kulenin geniş görüşlü konforunu sunmak yerine klostrofobi yüklü bir atmosferde, kuleden yapılan “normal” anonslarının ardına gizlenenleri göstererek.

Yine bu sene vizyona giren Yeşim Ustaoğlu’nun “Araf” filminde (2012) olduğu gibi Pelin Esmer de kamerasını geçip giderken gördüğümüz insanların dünyasına sabitliyor. Geçiş mekânlarında mahsur kalanlara odaklanıyor. Ve filmin incelikli kurgusu bize önce sonuçları sonra nedenleri gösteriyor.
“Araf”takine göre daha az kurumsal ve daha kasvetli bir mola yeri var karşımızda. Tosya’da mini bir yol üstü otogarı. Seher (Nilay Erdönmez) buraya bağlı çalışan otobüslerde hosteslik yapıyor, anonsları yapıyor hatta bazen cep telefonunu mikrofona yaklaştırarak müzik yayını yapıyor. Ancak birden rahatsızlanınca otobüsten alınıp mola yerine veriliyor. Ve burada yemek yapıp masalara çay götürmeye başlıyor. Ayrıca molanın süresini belirterek yolculara oradaki geçiciliklerini hatırlatan tipik anonsları yapıyor. Ses olarak çok iyi tanıdığımız ama hemen hiçbir zaman kaynağını görmediğimiz bu anonsları dinlerken anonsu yapan Seher’i izliyoruz. Yine çok iyi bildiğimiz ama kaynağı görmezden gelinen başka bir mesele daha var ortada. Aile içi taciz sonucu hamile kalan bir genç kız. Kürtaj için geç kalmış olan Seher’in rahatsızlığının çaresizce gizlemeye çalıştığı hamileliği olduğunu anlıyoruz. Nedenin ortaya çıkmasıyla sonuç içimizde ağırlaşmaya başlıyor. Çünkü tecavüz sonucu ortaya çıkan bebeğin babası, Seher’in dayısı… Aynı üniversitede okuduğu kız arkadaşlarıyla eve çıkma fikrini dehşet verici bulan ailesi tarafından “emniyetli” denilerek yanında kalması istenen dayısı… Seher annesi dışında kimseye bir şey söyleyemiyor. Annesi de “aileyi korumak” adına sessiz kalmayı tercih ediyor. Ve Seher yollara düşüyor. Üniversitede edebiyat okuyan bir öğrenci olarak neden otogarda çalıştığı sorulduğundaysa “denk geldi” diyor.

Aynı köyün gözetleme kulesinde çalışmaya başlayan Nihat (Olgun Şimşek) da yaptığı işle ilgili sorulan bir soruya aynı cevabı veriyor: “Denk geldi.” Planlı programlı yaşamın kıyısında mutluluk reçeteleri olmadan yaşayan bu iki insanın yakınlaşması da bir denk gelme ile oluyor.

Nihat fazlasıyla içine kapanık, derin bir suçluluk duygusu içinde yaşayan yalnız bir adam… Gözetleme kulesindeki işi dürbünle etrafa bakıp ateş veya duman görmediği sürece telsizin düğmesine basıp “Normal” demek. Günler normal normal geçiyor. Sonra bir gün Nihat bekçilik yapmadığı bir anda, hiç de normal olmayan bir manzaraya tanık oluyor. Gördüğünün, bebeğini mola alanının bir köşesinde terk edip giden bir kadın olduğunu merkeze bildiremiyor. Seher kendi kendine doğurmak zorunda kaldığı bebeğini nasılsa biri bulur diye düşünerek bırakıyor. Ancak ölüme terk edilmiş durumdaki bebeği sadece olayı gören Nihat buluyor.

Nihat’ın da vaktiyle bir çocuğu ve karısı olduğunu ve ikisini birden içi geçip direksiyonda uyuduğu bir kazada kaybettiğini öğreniyoruz. Fazlasıyla meraklı bir başka kule bekçisiyle gerçekleştirdiği telsiz konuşmaları aracılığıyla öğreniyoruz bu korkunç gerçeği. Özünde diyalog da olsa bir tür monolog duygusuyla izlediğimiz bu sahne boyunca “Normal” anonslarıyla yaşayan telsizin tüm işlevi ve manası değişiyor.

Biri fiziksel diğeri ruhsal olarak ailesini kaybetmiş, biri çocuğundan kurtulmak diğeri ona yeniden kavuşabilmek isteyen iki çaresiz insan, yeni doğan bebekle birlikte gözetleme kulesinde yaşamaya başlıyorlar. Nihat kulenin alt katına yerleştirdiği anneyle bebeğini yukarıdan izliyor. Gözetleme kulesinin anlamı da yavaş yavaş değişmeye başlıyor böylece. Dışarıdaki dünya “normal” anonslarıyla dönerken içeride her şeyin normale dönmesi için çabalıyor Nihat.

Filmde “doğa” “kültür” çatışması bir tür birliktelik olarak çıkıyor karşımıza. Gözetleme kulesini çevreleyen doğa ile kültürü temsil eden otogar hikâye ilerledikçe ortada buluşurcasına yakınlaşıyor. Otogar anonsları toplumsal olanın trafiğini belirlerken kule anonsları doğanın tekdüzeliğini sayıklıyor. Nihat doğal yollarla uzadıkça uzayan sakalını, bebekle annenin yanına taşınmasıyla birlikte toplumsal olarak kabul görecek bir biçimde kestiriyor. Ve yıldırım düşmesi sonucu tek bir ağacın yanması, ormanı tehdit etmediği sürece “normal”in sinsi iktidarını sarsmaya yetmiyor.

Son dönem Türkiye sinemasının en etkileyici örneklerinden “Gözetleme Kulesi” minimal anlatısını son derece güçlü bir atmosferle, doğal oyunculuklarla ve unutulmaz sahnelerle yoğunlaştıran; aile, vicdan, suçluluk, mahrem, gözetleme ve gözetlenme üzerine derin bir film.

Not: Bu yazı “Sekans Sinema Yazıları Seçkisi-8″de yayımlanmıştır.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi