.

 

bluewarm1a

CİNSEL TABULARI YIKMAK MEDENİYETİN EMRİ,
ŞU SINIFSAL TABULAR OLMASAYDI

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde (2013) büyük ödülü alan “Mavi En Sıcak Renktir” bir grafik roman uyarlaması. “Mavi Melek” (Julie Maroh, 2010) adlı gri-mavi bir Fransız grafik romanından uyarlanan filmin yönetmeni, Abdellatif Kechiche… Orijinal adı “La vie d’Adèle – Chapitres 1 et 2” olan filmde, birbirine tutulan iki genç kadın arasındaki aşkın sınıfsal kodlar arasına sıkışarak ezilip parçalanışını izliyoruz. Birbirinden etkilenen iki yabancının çarpıcı bir bakışma sahnesiyle vurgulanan eşitliğine tanık oluruz öncelikle. Her şey böyle başlıyor. Bir bakışmayla… Bir tür ilk görüşte aşk ile…

Daha sonra bir barda tekrar rastlaşıp konuşuyorlar. Önce arkadaş, sonra sevgili oluyorlar. Ve birlikte yaşamaya başlıyorlar. Yani artık tanışıyorlar. Bu belki de bir ilişkinin başına gelebilecek en büyük fenalık. Tanışmak. Geçmişlerini öğreniyorlar, birbirlerinin aileleriyle aynı sofraya oturuyorlar. Gelenekler, adı konmamış kurallar, şeffaf yasalar, kültürel kodlar, sınıfsal değerler sinsice ilişkilerine sızmaya başlıyor. Ve toplumsal normların çarklarına ellerini, kollarını, kalplerini kaptırıyorlar.

Artık ilk baştaki eşitlikçi bakışmadan eser yoktur. Bir tarafın üstten bakışı vardır onun yerine. İki genç kadının aşkı, bir tarafın eril iktidarın karanlık sularına girmesiyle tanınmayacak hale gelmiştir. “Mavi En Sıcak Renktir”i izlerken bir kez daha görürüz ki, Ingeborg Bachmann’ın ünlü sözünde olduğu gibi, “faşizm iki kişi arasında başlar”.

İlişkinin bir erkekle bir kadın yerine, iki kadın arasında olmasının alternatif bir öykü anlatma gayretinin ötesinde bir manası var. Fransa gibi gelişmiş bir ülkede yaşayan insanların cinsel tabuları nasıl da kolaylıkla yıkıp sevgili olabildiklerini görürüz önce. Bu imrenilecek bir medeniyet şovudur gerçekten de. Ancak sonra aynı çiftin sınıfsal tabular yüzünden nasıl darmadağın olabileceğine tanık oluruz. Cinsel tabuları yıkanlar, sınıfsal tabuların altında kalırlar.

Bu noktada Huxley’in ünlü distopyası “Cesur Yeni Dünya” hatırlanabilir. Gelecekte geçen bu kara romanda bireyin kendisi yok edilse de süren macerası anlatılır. Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilir insanlar ve bu merkezin kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazar. Anlatılan dünyada da cinsel tabular yıkılmıştır. Cinsellik tamamen serbesttir. “Sex, drugs and rock’n roll” devlet politikası haline gelmiştir. Öyle ki kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, ‘annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür. Ancak bu abartılı kehanette de sınıfsal tabular yerli yerindedir. Kast sistemi bellidir: Alpha, beta, gamma ve epsilonlar… “Mavi En Sıcak Renktir” bu yönüyle “Cesur Yeni Dünya” ile dirsek temasındadır.

Film boyunca karşımızda bir çift yerine iki taraf vardır. Yönetmen tarafları incelikle ayırır. Bir taraf istiridye diğer taraf spagetti yediği, bir taraf kendi normlarını toplumun normlarının önüne koymayı Sartre’dan diğer taraf Bob Marley’den öğrendiği, bir taraf sanattan “anlarken” diğer taraf yaşamakla meşgul olduğu için bir taraf elit olmanın muğlak sınırlarına dahil olarak diğer tarafa yavaş yavaş tepeden bakmaya başlar. Filmin başındaki bakışma, romantik bir eşitlik nostaljisine dönüşmüştür artık. Ve bir taraf eril bakışın kof kibrine öyle bir teslim olur ki, sonunda kendini diğerinin nü resmini yaparken bulur. Bu da ilişkinin, aşkın ve insan olmanın saf mutluluğunun kökünü kurutur.

“Sanatçı” olmanın özgüveniyle tepeden bakma ehliyetini cebine koyan kadına öğretilen bilgilere göre mavi soğuk renkler arasındadır. Zevkler ve renkler tartışılmaz diyen net ve akademik bir tavırdır bu. Ama film bu konuyu tartışmaya açmaktan yanadır. Renk skalasına göre mavi soğuk renkler arasında yer alsa da, kategorizasyonları bir yana bırakmayı becerebilirsek, belki de mavi en sıcak renktir.

, 29 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi