.

– Başka ülkelerin müzikleri sizin müziğinizi nasıl etkiliyor? Türkiye’ye geldiğinizde Türk müziği hakkında bir araştırma yaptınız mı? Yaptınızsa eğer, bu müziği nasıl buldunuz?
– Başka yerleri gezmek, o yerlerin müziğini keşfetmek için bir imkân sağlar, ama biz o müziği araştırmayız, o müziğin kendisi bize ulaşır; karşılaştığımız insanlar, birlikte kaldığımız arkadaşlar ve dinlediğimiz kasetler yoluyla. Bu doğal bir şey. Örneğin Macaristan’da Macar müziği çalan insanlarla karşılaştık, fakat bunun bizim müziğimizi fazlaca etkilendiğinden emin değilim. Yeni tonları, melodileri, motifleri meydana getiren yaşamın kendisidir; onlar birden ortaya çıkarlar. Müzik bir nehir gibi değişir. Bazen yavaş ve sakin, bazen de bir şelâle gibi akar. Henüz Türk müziğiyle ilgili çok fazla “canlı” şey dinlemedik.

– Hangi enstrümanları çalıyorsunuz?
– Tost makinesi, çamaşır makinesi, tahta kaşıklar ve tabii ki balalaika, mandolin, akustik ve elektronik gitarlar, flüt, davul, Yahudi harpı ve klarnet.

– Müziği nasıl yapıyorsunuz?
– Biraz un, su, maya ve tuz koy, hepsini karıştır ve bu karışımın kıvamını bulması için bir saat bekle. Sonra onu fırına koyup 45 dakika pişir. Sakın yakma!
Bizim müziğimiz doğaçlamadır, çalmadan önce onu hazırlamayız. Fakat belli temalarımız vardır. Bazen çok değişik bir şey çıkar, kimi zaman da aynı formu sürdürürüz. Bu biraz da bizimle çalan kişilere bağlıdır.

– Yarın için bir planınız var mı? Bir son nokta, varmayı en çok istediğiniz bir amaç?
– Yarın ne olacak? Bir şekilde bugüne kadar geldik. Son nokta mı? Başlangıç mı? Bunları biz nasıl bilebiliriz ki?

– Yaşam felsefeniz nedir?
– Hayatı bir yol gibi görüyoruz, güneşe doğru yola çıktık. Gelecekte bir yerde evimize varacağımıza inanıyoruz. Önemli olan, günümüzü yaşamak, çevremizdeki insanları fark etmek ve onlara karşı iyi olmaktır. Müzik bunu yapmanın yollarından biridir sadece. Söze başvurmadan müziğe pek çok şey verebiliriz, insanların bunu hissetmesini sağlayabiliriz. Yaşam da müzik gibidir; çok farklı koşullarda farklı çalgılarla, bazen akortlu bazen de akortsuz yankılar, renkler, gürültü, hareket, geçiş, zamanlama, orkestrasyon, doğaçlama ve sezgi aracılığıyla akıp gider.

– Müzik dünyayı değiştirebilir mi?
– Lew: Biz dünyayı değiştirmek zorunda değiliz. Ona bakış açımızı değiştirmemiz yeterlidir. Ona sevgiyle de bakabilirsiniz, at gözlüğü takarak gözlerini yanılsamalarla köreltebilirsiniz de. Dış dünyaya baktığınızda, onun siizn bir parçanız, kalbinizin bir parçası olduğunu görürsünüz. O zaman değiştirmeniz gereken tek şeyin kendiniz olduğunu anlarsınız. Sorunuzun yanıtı evettir. Her ne kadar savaşları, çatışmaları, kavgaları ve diğer sorunları -sefalet, hastalıklar, ayrımcılık gibi- değiştiremesek bile yaşadığımız çevreyi epeyce değiştirebiliriz. Diğer insanlarla birlikte yaşayarak ve onların ihtiyaçlarına duyarlı olarak etrafımızdaki pek çok şeyi değiştirebiliriz.

Tigri: Müzik evrensel bir iletişimdir ve yaşamın tümüne ait duyguları ve düşünceleri bir anın içinde taşır. Müzik yaşamın ritmiyle ilgilenir, nasıl yürüdüğümüzle, kalplerimizin nasıl attığıyla, nasıl nefes aldığımızla. Bu suretle yaşamın döngüsünde büyük bir değişime yol açar. Meselâ müzik, çevresindeki hava moleküllerini harekete geçirerek çok sayıda farklı titreşimlere neden olur. Bazı tonlar vardır, onları duyabilirsiniz. Müzik ve onun ürettiği seslerin (bazı kişiler tüm seslerin müzik olduğunu söyler, hatta sessizliğin bile), binaların, bitkilerin, hatta kır manzaralarının fiziksel yapısını değiştirmesi mümkündür. Pek çok dalgalar ve frekanslar varlığımızın merkezine sızabilir ve onu olumlu ya da olumsuz biçimde değiştirebilir. Bu frekansların bazıları henüz keşfedilmiş değildir. Ancak bunlar üzerinde henüz yeterli araştırma da henüz yapılmamıştır. Özellikle nefesli çalgıların, nefes alışverişimizi nasıl etkilediğini ve hepimizin içindeki nefes alışverişin doğal yolunu nasıl açığa çıkardığını görebiliyorsunuz. Bir nefesli çalgı çalan herkes daha rahat nefes alıp verebilir, tıpkı ağaçların yapraklarını çalan rüzgâr gibi. Belki bir yerde nefes alıp verişin ve tüm yeryüzünün ahenkli yakınlığının bir anahtarı vardır. Edoostan picolo-flüte kadar her çalgıyla bir sesli yoga elde etmek mümkündür. Ben müzik aletlerini her şehrin, her kasabanın caddelerine, ormanlara, parklara çalınsın diye koymak isterdim, özellikle çocuklar için. Devletler konuşmak yerine birlikte çalmalılar ve bu birleşimden pek çok çözüm doğabilir. Düşünsenize, Birleşmiş Milletler’in bir orkestrası var ve “dünya müziği” ya da “dünyanın özgürlük müziği”ni çalıyor. Dünyanın her yerinden çok farklı renklerin, tonların ve izlenimlerin uyumlu bir şekilde bir araya geldiğini ve birbirlerini destekleyerek tüm yeryüzü kültürlerinin ahenkli birlikteliğini yarattıklarını bir hayal edin! Yepyeni, gizemli, çok sesli, çok renkli ve çok kültürlü bir yeryüzü ses kolajını düşünün… Yeni bir politika yapısı oluşturmak için. Ve böylece genellikle politikadan uzak tutulan çocuklar, doğayla olan dengemizi sergileyen gezegensel “senfoni” kongresine kolaylıkla katılabilirler.

– Ülkemizi nasıl buldunuz?
– Çoğu insanın misafirperverliğinden, açıklığından ve ufka doğru uzanan engin yeşil kırlardan çok etkilendik ve hâlâ etkileniyoruz. Pek çok insan müziğimizden hoşlanmışa benziyor. Genellikle durup dinliyorlar. Sokakta birinin bir şey yaptığını görmekten mutlu oluyorlar. Kimi zaman polis çalmamıza engel oluyor, ama genelde izin veriyorlar. Bazı arkadaşlar bunun müziğimizden kaynaklandığını söylese de, bilmiyorum, bana öyle geliyor ki bazı polisler de bizim müziğimizi beğeniyorlar. Konuştuğum biri, bizim çalmamıza polisin karışmamasına şaşırdığını söyledi. Farklı insanlar farklı yerlerde çalıyor, bazıları bir pasajın içinde biraz daha gizli çalıyorlar.
Bir gece saksafoncu, ateş dansçısı, solist ve davulcu gibi arkadaşların katılımıyla iki saat süren uzunca bir şenlikten sonra polisin biri bizi durdurdu. Arkadaşlarımız gitti ve ardından iki adam geldi. “Niçin durdunuz, çalmıyorsunuz?” diye sordular. “Polis yüzünden” dedim. “Polis mi, sorun değil, ben de polisim” dedi biri. Polis kimliğini çıkardı ve “Çalın!” dedi. İki dakika sonra diğer polis tekrar geldi. Aralarında biraz konuştuktan sonra bizimkisi “Üzgünüm, o şefimizdir, müziği kesmelisiniz” dedi. Gördüğünüz gibi bazı şeyler değişiyor galiba.

– Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
– İster bizim ister başkalarının olsun müziği duyan herkesin, kendi başına da müzik yapabileceğine inanmasını isterdim. Düşünceleri, duyguları, kelimeleri, sezgileri, rüyaları, izlenimleri seslere dönüştürmek için ve bu sesleri dünyaya yaymak, duvarları titretmek, vadilerde yankılatmak, rüzgârla uçmak, caddelerde dolaşmak ve ormanda dans etmek için…

– Size çok teşekkür ediyorum.

Not: İngilizce gerçekleştirip Türkçeye çevirdiğim bu röportaj Merdiven Sanat dergisinin 21. sayısında (15 Haziran-15 Temmuz 2000) yayımlanmıştır. Orhan Düz.

, 26 Temmuz
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi