.

Geçen akşam eve giderken otobüste, kitap okuyan bir kız dikkatimi çekti.  Biraz eğilip kitabın kapağına baktığımda benim yazdığım kitaplardan birini okuduğunu fark ettim.  “Şu tesadüfe bak” diye düşündüm, “Çok şanslı bir okurmuş, yazarı karşısında duruyor.” Sonra kıza:

–    Merhaba. O elinizdeki kitabı ben yazdım, dedim.
–    Ne güzel, dedi başını kaldırıp.
–    İmzalayabilir miyim? diye sordum heyecanla. Ama o benimle aynı heyecanı paylaşıyor görünmüyordu. İlave ettim.
–    İsterseniz imzalayabilirim.
–    Hayır,  dedi. Kitaplarımı imzalatmıyorum. Üzerine not bile almıyorum. Çok dikkatliyim bu konuda. Teşekkür ederim.

Tekrar başını kitaba gömdü. Bozulduğumu belli etmemeye çalışarak arkadaki boş koltuğa geçtim. Bir süre bu meseleyi düşünmemeye çalıştım ama içim içimi yiyordu. Sonra kalktım ve kızın yanına gidip:

–    Ver şu kitabı! dedim elinden alarak. Alelacele ön kapağın arkasına bir şeyler karalamaya başladım.
–    Ne yapıyorsun? Kitabımı geri ver! dedi.
–    Ben yazdım!  Dedim. Benim kitabım bu!
–    Hayır! dedi. Bir sürü para verdim ben ona! Kitap benim!  Kitabı çekiştirmeye başladı. Direndim.
–    Bırak kırıştırıyorsun! diye cırladı. Ama nasıl bir cırlama.
–    Al! dedim kitabı buruşturup fırlatarak. Kitabına kalmadık!

Ağlamaya başladı. Tüm otobüs arkaya dönmüş bizi izliyordu. Neyse ki durağa gelmiştik. Kapılar açıldı ve çabucak indim. Asabım fena halde bozulmuştu. Yazara hiç saygı yoktu şu insanlarda. O gün anladım ki; Türkiye’de yazar olmak gerçekten çok zordu…

.

(Yanlış anlayanlar için gerekli görülen not: Bu bir öyküydü. Basılı bir kitabım da yok.)

, 6 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi