.

Afşin’in ve Selçuk’un bahşiş hakkında yazdıklarını okuyunca içimden bir ses “Sen de yaz bu konuda” dedi. Fazla ciddiye almadım. İçimdeki ses işte… Ama iki de bir dürtüp durdu, “Yaz. Yaz” diye. Oğlum bak git! Cık cık… Susmuyor. “İyi, peki tamam” dedim daha sonra, “Sus. Yazıyorum…”

Serin bir yaz akşamıydı. Amcamla kuzenler filan hep beraber bir balık restoranına gitmiştik. Baktım herkes amcamı tanıyor. “Hoş geldiniz” diyor, “Sefalar getirdiniz” Çok şaşırdım. “Amca niye sana böyle davranıyorlar?” dedim. “Çok bahşiş bırakırım” demişti, “Sen de bırakırsan çok bahşiş, sana da böyle davranırlar” Vay canına. Bahşişle, ilgi ve alaka satın alındığına ilk o zaman rastlamıştım.

Yüzde on ya da on beş. Ben, ne zaman ne kadar vermem gerektiğini bilemiyorum. Kızlar da hep karışıyorlar bu işe. Biri diyor. “Ne gerek var. Verme” Başka bir zaman başka bir tanesi de diyor ki: “O kadar mı bıraktın?” Bir kere o garson masayı silerken masada kırıntı olarak ne varsa üzerime fırlatmış, bir de üste para mı vereceğim? Sağ olun. Elbiselerim de yemiş kadar oldular.

Zaten bir daha gitmeyeceğimi düşündüğüm lokantada bahşiş filan vermiyorum. “Ben buraya bir daha gelmem nasıl olsa” Öyle olmuyor işte. Gidiyorsun. Ve garson sana baktığında: “Bu adam bana beş kuruş vermemişti bir de üstüne üstlük hayvan gibi yemişti. Öküz!”  Yani… Böyle diyormuş gibi bakıyor. Bir tiksinti, bir öfke… Belki biraz kırgınlık: “Versen ne olurdu ha? Bir lira versen sadece… Günde yüz kişi geliyor senin gibi. Günde ekstradan yüz lira kazanacaktım” “Yahu ben o kadar kazanmıyorum. Alt tarafı yemek getirip götürüyorlar. O yemeği yapmamışlar bile” diye düşünüyorum. Hem bana iyi bir müşteri olduğum için hiç kimse beş kuruş vermedi bu güne kadar. Adamakıllı yemeğimi yerim. Siparişimi garsonu bekletmeden veririm. Yok hayır… Cık… Bir kişi çıkmadı.

Bahşiş, afiyetle yediğiniz bir yemeği burnunuzdan getirebiliyor. Huzurla çıkmanız gereken bir mekândan kafa karışıklıklarıyla ayrılmanıza neden olabiliyor. Bir keresinde hesaptan bile çok bahşiş verdiğim olmuştur. Sonra da bir pişmanlık… Büyük bir beklentiyle o mekâna tekrar gittiğimde değil ilgi alaka adımı bile hatırlamadı kimse. Bahşiş bıraktığım garsonu da bir daha orada görmedim. Ne kadar bıraktıysam artık… Sonrasında aşırdığım tuzluklarla zararımı gidermeye çalıştım.  Tabi tuzluklar, peçetelikler, sürahiler… Nereye kadar?

Kendi başıma yapabileceğim bir şeyi, kendilerinden yardım istemediğim insanların benim için yapmaları anlamsız geliyor. Hem bence size hizmet eden kişiye memnuniyetle gülümsemek ve verdiği hizmetten ötürü ona teşekkür etmek; bir bahşişten daha değerlidir… İçimdeki ses: “Hadi lan oradan” dedi. İçimdeki sesin bir zamanlar garsonluk yaptığını unutmuşum…

, 18 Temmuz
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi