.

1995 yılı, İzmir’de ‘Sardunyalar ve Kaplumbağalar’ adında bir fanzin çıkarıyoruz kafamıza estikçe. Herkesin bir, hatta birkaç mahlası var. Her şeyi daktiloyla yazıyoruz, sonra takvimlerden, dergilerden, gazetelerden harf, rakam ve resim kesip A3’lere yapıştırıyoruz, fotokopiyle A4’e küçültüyoruz.

Sardunyaların ikinci sayısını çıkarmakta samimi olduğumuz bir gün yedek daktilo şeritleri, bir tomar kağıt ve eski matbuat, iki makas ve üç uhuyla masanın başına geçtik. Çok sevdiğimiz bir ablamız vardı, Ümran Abla. Bizi öyle harıl harıl çalışır görünce yanımıza geldi. ‘Çocuklar,’ dedi, ‘ben de şiir yazıyorum, biliyor musunuz?’ Ben, ‘Öyle mi, ne tür şiirler?’ diye sordum safça. ‘Ne tür şiirler olacak, aşk şiirleri tabii ki.’ Tabii ki. Ümran Abla zoru seven, görmüş geçirmiş, aşık bir kadındı. Ondan çok şey öğrenebilirdik. ‘Ablacım,’ dedik, ‘bir şiirini ver de şu gördüğün şeye koyalım, insanlar da okusun.’ Çantasından buruşuk bir kağıt çıkarıp verdi: ‘Alın, bunu koyun. Bu şey çıkınca bana da bir tane verin ama.’ ‘Ayıp ediyorsun, istersen on tane verelim.’ Zaten çoğu kopya geri dönüyordu, o da biz gidip kitapçılardan toplarsak.

Geçen gün bir vesileyle o ikinci sayı karşıma çıktı ve Ümran Abla’yı andım. Şimdi nerdedir, ne yapar bilmiyorum. Bildiğim şu ki, İzmir’de kısa bir dönem az sayıda insan arasında haklı bir şöhret kazanan ablamızın şiiri kendini hala okutuyor.

, 10 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi