.

Patron, binanın en son katında asansörden çıktı. Düşünceliydi. Bürosuna yürürken serçe parmağıyla dişindeki inatçı bir domates kabuğu parçasını çıkarmaya çalışıyordu. Kürdan almadığına pişman oldu. Parmağını ağzından her çıkarışında umutla tırnağına bakıyordu ama kabuk parçası esaslıydı. Dişten ayrıldığında sonunun bir lavabo deliği ya da kül tablası olduğunu bilirmiş gibi direniyordu. Büro kapısına vardığında bir de diliyle denedi. Birkaç saniye boyunca diline aşırı yüklendiği için dili ağrıdı. Diğer elini gayri ihtiyari ağzına götürdü, iki yanağını sıkarak dilinin ağrısını hafifletmeye çalıştı. Sekreteriyle göz teması kurmadan odasına geçerken kabuk birdenbire çıktı. Tırnağındaki kızıl turuncu ve neredeyse şeffaf kabukla ne yapması gerektiğine karar veremedi. Ellerini yıkamaya gitmek için kapıya yöneldiğinde telefon çalmaya başlayınca vazgeçip yerine oturdu. Parmağını rastgele fiskeledi.

Telefonu açtı. Bir süre dinledi. “Gelsin” dedi.

İçeri şık fakat perişan bakışlı bir adam girdi.  Bir anlık tereddütten sonra patrondan işareti alıp masanın karşısındaki misafir koltuğuna oturdu. Patronsa domates kabuğunun nereye fırlamış olabileceğini düşünüyordu. Ne aradığını belli etmeden etrafına bakındı. Göremedi. Zaten gözleri artık iyi seçmiyordu. Tesadüf etmezse kabuğu bulmak imkânsızdı.

Adam yutkunarak konuştu: “Malı beğenmediniz mi?”

Patron odaya girdiğinden beri ilk defa adamın yüzüne baktı. Domates kabuğu dikkatini dağıtmıştı. Kabuktan kurtulup olması gerektiği gibi iş konuşabilmek için adamın yüzüne yoğunlaşmaya çalıştı. Adamın çenesinde tıraş edilmemiş birkaç tane sakalı fark etti. Kendi yüzüne dokundu. İçi rahatladı.

Adam yüzüne dikkatle bakılmasından ve patronun elini kendi yanaklarında gezdirmesinden korktu, oturduğu yere yapışmak istiyormuş gibi sindi. Sırtında bir soğukluk hissetti. Cesur olmak zorunda olduğunu düşünerek konuştu:

“En iyisinden verdik abi, anam babam ölsün ki.”

Patron soğuk bir tiksintiyle ayağa kalktı. Kumaş pantolonunun ağ kısmını çekiştirdi. Cam kenarına gitti. Odanın balkonundaki güvercinlere bakmaya başladı. Bir dakika süren bir sessizlikten sonra ağzını açtı. İlk kelimesi çok boğuk çıkınca boğazını temizleyip baştan aldı:

“Çok acayip hayvanlar. İşleri güçleri yerdeki kırıntıları toplayıp uçmak. Ben de uçmak istiyorum aslında. Ama yapamıyorum. Neden?”

Adam sustu. Patron sorusunu kendi cevapladı:

“Neden, çünkü benim attığım kırıntıları gagalayıp semirenler gökyüzünü işgal ediyor.”  

Yerine oturdu. Ellerini masanın üzerinde birleştirdi ve siyah taşlı yüzüğüne baktı.

“Bize yanlış yapılmaması lazım.”

Adam sarardı. Patron açık çekmecesinden geçmiş tarihli boş ajandanın üstünde duran tabancayı aldı. Masanın üstüne koydu. Adam iki kat şampanya rengiyle boyanmış duvar gibi oldu.

“Çocuklar beğenmemişler” dedi patron.

“Kendi ellerimle seçtim abi, ekmek kuran nimet çarpsın” dedi adam.

Patron tabancayı kavrayıp adamın yüzüne doğrulttu.

“Abi köpeğin olayım abi, maymunun olayım.”

Adamın yüzündeki boyacılar gitmek bilmiyordu. Patron tetiği çekti, silah çalışmadı.

“Bozuk bu ulan!” dedi patron. Tabancayı adama fırlattı. Kalktı, misafirinin yakasına asıldı. Adamın yüzünde boyacılar sendika kuruyordu.

“Yenisini getir. Bu seferki sağlam olsun, kafanda kırarım.”

Adam bir an gelen rahatlıktan altına kaçırır gibi olacakken son bir refleksle kendini sıktı. Patron, hışımla masasına geri döndü. Çekmeceden boncuk mermi poşetlerini aldı. Masaya attı.

“Al bunları da.”

Bakıştılar. Yavru güvercinle yaşlı ve aç kedinin bakışmasıydı.

“Uyduruk. Ucuz. Adi. Şunlara bak, b.k rengi desen o da değil. Çin malı mıdır nedir?!”

Adam elindeki bozuk oyuncak tabanca, mermi poşetleri ve gömleğine sızmış iki litre terle odadan çıkarken oyuncağa yapışmış domates kabuğunu fark etti. 

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi