.

 

“Yakın gelecekte diş fırçaları nefesimizi analiz edebilecek ve eğer akciğer kanseri kokusu alırsa doktorumuzdan randevu alabilecek.”

Richard Watson / Gelecek Dosyaları

—Öz Hekimler Tıp Merkezi…

—Selamün aleyküm, kerata ben.­­

—Vay kerata, ne haber?

—İyilik be ne olsun, gözlerimi kapatıyorum vazifemi yapıyorum işte.

—Hep öyle, hep öyle. Hayırdır neyin var?

—Benim bir şeyim yok hamdolsun. Bizim patron… Topuğunu hiç beğenmiyorum.

—Ne var? Sertleşme? Döküntü?

—Döküntü var. Bir de son günlerde kalorifer dairesinde unutulmuş eski halıkfleksler gibi kokuyor.

—Demek ki son günlerde kalorifer dairesinde unutulmuş eski halıflekslerde geziyor.

—Yok, öyle bir şey yok. Kokuyu tarif etmek için söyledim sadece.

—Peki. Çarşamba akşamı uygun mu?

—Valla bilemem. Ben ajandasına yollarım. Beğenmezse kendi değiştirsin.

—Tamam.

—Ya soramadım, sen nasılsın?

—Valla iyi diyelim iyi olsun. Geçen tonerim bitti, mesaj geçtim. Acemi birini göndermişler. Açarken çok acıttı. Bir de artık nasıl bir dolum yaptıysa iki gündür midem feci ağrıyor.

—Korsandır.

—Sanmam. Yani teoride korsan ama bir de korsanın korsanı var. Bunun öyle olmadığını biliyorum, çünkü yazılar parlak, dolgun ve liberal. Anlayacağın bendeki düz korsan.

—Sevindim. Senin durumun da zor ama çektiğimi bir ben bilirim. Adam bazen parmağını kullanıyor, olduğum yerde tepiniyorum, “ben ne işe yararım hödük herif, sizin köyde kerata yok muydu?” diyorum. Duymuyor. Çojuğa da öğretemediler. Almanya’daki dayıoğlum arıyor bazen, “kendini kullandırma elaleme” diyor. “Kullandırmayıp ne yapıcam” diyorum. O da bi manyak. Bilmiyor ki bazılarımızın kaderi saksıda çubuk olmak. Ne ajıdır.

—Doğru be sağdıç. Ama benim daha komplike bir yapım var takdir edersin. Senin gibi bir basit makine değilim.

—Ayıp oluyor!

—Ya onu demek istemedim. Yani basit makinesin. Bilimsel adın bu, yanılıyor muyum? Sen Arşimed’in kaldıracının torunu değil misin? Basit deyince aşağılıyorum sandın. Asla. Akrabaların tahterevalli sektöründeler. Sen de böyle bir misyon yüklenmişsin. Beline kuvvet o ayrı. Yanlış mıyım?

—Evet. Yani anladım.

—Ha işte, telefonuydu, faksıydı hepsiyle aynı anda uğraşıyorum. Bir de varoş kırtasiyesi var.

—O nedir?

—Fotokopi canım. Eski moda, alt sınıf.

—Jakoben misin sen?

—Ja, ich bin jan jak jakoben.

—Uuvv, çabuk jandarmayı arayın, Jamaikalılar plajlara hujüm etti, Jan Jak’lar denije giremiyor!

—Neyse konu dağıldı. Ahije diyecektim. Ahize yani. Ulan kerata, beni de kendine benzettin.

—Aslımı yaşatıyorum. Sen anlat.

—Bu insanlar beni hasta ediyor. Geçen biri geldi. Doktorun arkadaşıymış galiba. Te bilmemnereyi aradı. Bağıra bağıra konuşuyor. Öyle çok tükürdü ki sekreter fark etsin de ahizeye kolonyalı mendil filan sürsün diye ne dualar okudum. Leş gibi kaldım. Faksta kâğıt biter, gelip yumruklarlar. Telefon çok çalar, üstüme bi şeyler fırlatırlar. Yani anlayacağın çile benimkisi. Çile.

—Bunları kime anlattığını unutuyorsun. Bütün işim toynaklarla be koçum. Hani derler ya; ayak işlerine bakıyorum. Eve gelip gidenin haddi hesabı yok. Bazı ince çoraplı, kumru babetli kızlar da gelmese gün göremeyeceğim. Varsa yoksa çocuk mezarı, teyze mantarı.

—Kızlar ha?

—Evet ya, ne biçim baş döndürücü çoraplar var görme. Böyle varı yoğu belli değil. Geçen biri geldi, inan olsun muz kokuyordu o minicik ayak.

—Seninki de iş, kafanı kaldırdığın an boğaz manzarası.

—Terbiyesizlik yapma… Bak terbiyesizlik deyince aklıma ne geldi; Fahrettin’i duydun mu?

—Don Fahrettin mi?

—Evet.

—Ne olmuş, duymadım?

—Ya çocuk idealist. Adamda basur var diye ortalığı ayağa kaldırmış.

—Yok muymuş?

—Yokmuş. Sabun alerjisiymiş. Anlaşılınca çamaşır makinesi ile kapışmış bu Fahrettin. Vay efendim senin bakım zamanın geçti, vay efendim deterjan artığı bırakıyorsun sana kaç kere söylemiştim de servise haber ver dedim de, vay sen bana düşman mısın, adamın g.tü yanınca benden bilecek de, oysa en güzelinden pamukluydum ben, gençliğimi bitirdin filan feşmekan.

—O da çok yaşlı. Altına kaçırıyor diye duymuştum.

—Kim? Ha evet makine. Evet. Gider hortumlarını yenilediler fayda etmedi. Rezistans filan hep cennetlik. Tabii Alzheimer da başlamış.

—Deme?

—“Kapağı açın, sıktım bitti” bile diyemiyormuş.

—Yazık ya. Pardon, diğer hat çalıyor. Kaçtım ben, hadi sen de topukla.

—Espri yapan çiplerini yerim senin silik silikon!

—E sen de odunsun.

—Odun denmez ona jühela, abanozum ben! Darbelerim sert ve temiz olur.

—Senle uğraşılmaz, hadi lafa tutma beni. Kapat!

—Hayır, sen kapat.

—Önce sen, çünkü önce ben dedim.

—Hakkın zamanla ölçüldüğü biricik yer; pide kuyruğu.

—Su küçüğün söz büyüğün. Kapat hadi!

—Atasözleriyle taammüden adam yaralamak!

—Dilin pabuç kadar, ahahaha! Yakıştı bu laf sana. Kapat!

—Tamam, aynı anda?

—Üç deyince?

—Şu an yaptığımız şeyi kimseye anlatmak yok tamam mı?

—Söz.

—Ki… Üç.

—Bıt.

—Jıt.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi