Yazarın arşivi
• “Genç ve güzel kız caddeden salınarak geçti” cümlesinde yükleme sordum: “Kim salınarak geçti?” “Ayol ne bileyim ben, kokoşlar geçmiştir” dedi.
• Kalem pile sormuşlar: “Büyüyünce ne olacaksın?” “Kumanda” demiş.
• “Arp istiyorum” dedi çocuk. “Olmaz” dedi annesi, “Erkekler arp çalmaz.” “Niye?” “Bilmiyorum, kurcalama. Yanıma otur da sana nasıl doğduğunu anlatayım.”
• “İrtifa kaybediyoruz.” “Mübalağa ediyorsunuz.” “Galiba düşeceğiz.” “Teveccühünüz.” “Bir kadeh daha şarap?” “Lütfen!”
• Büyük balık küçük balığa “Aç değilim ama prosedür gereği seni yutacağım” demiş. Daha büyük balık araya girmiş: “Gürültü etmeyin içeride!”
• Allah ördeklere dünyanın en küçük şakasını bahşetmiş: Vak!
• Naftalin romantikler için geçmişin kokusu olabilir, realistler için sadece böcek ilacı.
• Bazı dizgi hataları ölümcüldür: “Adamın ağzındandan… Kan fışkırıyordu.”
• Karmaşık metro hatları olan Avrupa şehirlerini boşuna methediyorlar. Metro haritaları çok sade olan bir ülke işin özünü kavramış demektir.
• İnkişaf inşaat yazayım derken insaf inşallah yazmak ne güzel, ne anlamlı bir yanlışlıktır.
• Love Story’i izleyip “Kız öldü! Bu film aşkı yanlış tanıtıyor!” diye bağırmamalıyız.
• Kurbağa sesi çıkaran telefon melodileri ilginç olmasına rağmen moda olmadı çünkü bataklıkta başıboş gezen yeşil ve ıslak yaratıklar gibi görünmek istemiyoruz.
• Patlak lastiği su dolu leğene sokunca, sorguda işkence yapanlar gibi hissederim kendimi. Lastik, baloncuklar çıkararak bir şeyler itiraf eder, ne dediğini de anlamam. Boş koltuğun kararlı fakat diyaloğa açık duruşunu seviyorum. Yastığı kabartmak için pat pat vuran kadına “Zorla güzellik olmaz” demek istiyorum. Erişte öyle geleneksel bir şey ki triticum kaynaklı olup gluten içermesine ve lipoksidaz aktivitesine inanasım gelmiyor. Üzüm sevmem. Bağını sormak ve bağcıyı dövmek gibi angaryalar için fazla üşengecim. Masa lambam feci alıngan. Hatırını soruyorum cevap vermiyor, hep başı önde, hep bir tafralar. Kitap ayracı biçiminde düğün davetiyesi aldığım gün Erkekler İçin Boşanma Davasında Donu Kaptırmamanın Yolları adlı kitabı okuduğumu damada söylemedim.
• Dedim bal nedir / Dedi dilimdir / Dedim dal nedir / Dedi belimdir / Dedim ne alakası var.
• Peter Sellers mı daha komik yoksa ahşap konağın tırabzanına oturarak kaymak isteyip de eski tahtanın kayganlığını yitirmiş olması nedeniyle kayamayıp yürümeyen atı dehler gibi hareketler yaparak yer çekimini sürtünmeye karşı kışkırtmaya çalışmak mı?
• “Her rüzgârı, her ıslığı hücum borusu sayıp saldırdılar” dedi Aleksi Pavloviç. “Sûr üflenince defansa geçecekler.”
• Kullanım kılavuzlarının temel sıkıntısı, onu cihazı kullanmayı çok iyi bilenlerin yazmış olması.
• İlk modern tuvalet kâğıdını 1857’de Joseph Gayetty üretmiş. Gayet iyi Joe, gayet iyi.
• Su depolarının yükseğe yapılmasının suya hürmetle ilgisi olmadığını duydum.
• Fransız Nicephore Niepce “Pencereden Bir Manzara” adını verdiği tarihteki ilk fotoğrafı 1826’da çekmiş. Kadınların poz verirken başlarını yana eğmelerinin mucidinin de Mösyö Niepce olduğu söylenir.
• Zeki Müren, Barış Manço ve Neşet Ertaş kahvehaneye girmiş. Dünyanın geri kalanı onlar çıkana kadar çok sıkılmış.
• Karadeniz Şiiri: Güneş bulutların arasından çıktı. “Şaka şaka” dedi, gitti.
• Mantık mizaha yakın, “Makas fabrikasının açılışında kurdeleyi dişleriyle kopardılar” cümlesinde olduğu gibi.
• Bir arama motorunda başka bir arama motorunu aratmak kuafördeki kadına diğer güzel kadının nerede olduğunu sormaya benzer; hem özne hem de nesne için kapsamlı çöküşleri tetikler.
• Tüfek icat olunca mertlik bozulmuştu da okçular çok mu cesurdu?
• “Obezitenin kurumsallaşması TV kumandasının hayatımıza girmesiyle gerçekleşmiştir.” “Kanalı değiştirsene, ‘Haydi Kilo Verelim’ programı başladı.”
• Marion Danovan. Ev kadını. 1946’da duş perdesiyle su geçirmez çocuk bezini imal etti. Bu bezler çocuk ıslak bir yere oturduğunda poposunun su almasını önlüyordu. İçten dışa gerçekleşen sızmalar ise “Çişin gelince söyle, söylemezsen dayak!” cümlesiyle ancak 80’lerden sonra belli bir seviyeye çekilebildi.
• Öğretmen bugün ödev vermedi. Ders de boştu. Okula bile gelmemiş öğretmen. Aslında ben de gitmedim, önceki gün de gitmemiştim. Yaşımın 3 olduğunu söylemeye gerek duymuyorum. İşin doğrusu 1318 yılındayız, milli eğitim bakanlığı bile yok.
• “Şuradan şuraya gitmem” diye naif tehditlerimiz vardı bizim. Gittiler.
• Garson tabağıma bakıp “Devam ediyor musunuz?” diye sordu. “Ben devam edemeyeceğim, siz beni bırakın” dedim.
• Saygı görmek istiyorsanız karşınızdakine kötü davranmanıza gerek yok, ismini unutun yeter.
• “Kör şarkıcıyı eldivenle alkışlama” dedi Aleksi Pavloviç. “Belki hep bu anı beklemiştir.”
• İkinin küpü armudun sapı derken sekiz kere kaldım matematikten.
• Dünya bir dedikodu. Yalan olsa doğruyu söyler kurtulurduk.
• Bazı buluşlar birbirini etkilemiştir, mesela; pusula-coğrafi keşifler, ayna-vücut geliştirme salonları.
• Fuarcılıkta önemli olan ne fuarı yaptığın değil, kaç kişiyi stantlara sürtüne sürtüne dolaştırdığın.
• “Benim gözlerim kırışmaz bence” dedi adam. “Kazın ayağı öyle değil ama” dedi kadın.
• Sarsıcıdır bazen bıkkın biletçiye selam vermek, boş bulunur da “Yer yok” deyiverir.
• “%50’yeVaranİndirim” adlı bir süperkahraman olmak isterdim, bütün sorunları çözüp, dünyayı mutlu bir yere çevirip dönünce “YalnızcaKırmızıEtiketliBirAvuçÜründe sen neredeydin? Az önce çok acayip şeyler oldu” derlerdi.
• Patrona Halil hamam tellağıydı, ama sorsan göbek taşında tek fotoğrafı yoktur.
• Yirmi katlı binada yalnızca iki asansör varsa, herkes seferidir.
• Ey şehirlerarası otobüsler! Kulakları yakmayan kulaklık! Lütfen.
• Mucide sormuşlar: “Tekerlekli kamera fikri nasıl doğdu?” “06 REC plakalı bir araba gördüm, stop lambası yanıp sönüyordu.”
• Akvaryumda onca balığın küçücük yerde birbirini tanımıyormuş gibi dolaşmasına şaşırdım. Sonra kafamı kaldırdım, kalabalık bir alışveriş merkezindeydim.
• “Soluğundan kibri çıkar” dedi Aleksi Pavloviç. “Hatırla, oyuncak balonu bile uçuramadı nefesin.”
• Almanya’da cep telefonu melodisi ayıp değilmiş ama geğirmek ayıpmış.
• Çembere tutunmuş kişiler açık fikirli olamaz çünkü çemberde farklı açılar yoktur.
• Hep yapıyor ama genede ders almıyoruz. Tatlı tatlı kaşınan sinek ısırığı gibi, ona doymuyoruz. Ama rahatlayın, imdadımıza yetişirki o cancümle: Yalnış biz kullar için.
• Rezil kuaföre gitmiş, kepaze olmuş.
• Göz yuvarlağı 7,5 gramdır, tartmak isterseniz diye önceden söylüyorum. Çünkü muhtemelen terazinin ibresini iyi göremeyeceksiniz.
• Oralet zararlidur, ihlamur yasaktur.
• Elden gelen öğün olmaz ama atıştırılabilir.
• Toplantıların verimli olabilmesinin yegâne şartı sadece iki kişi arasında geçmesidir, kişilerden biri hastalanıp işe gelmediğinde.
• Dün sahaftan sadece iki liraya “Burcunuz ve 2011” diye kapkalın bir kitap aldım. Sudan ucuz sat, sonra sahaflık neden ölüyor.
• Kaldırımlar… kald.r.mla… KALDIRIMLAR… KALd.RMlr… k.l….M..r… KaLasdfdfasghg!
• Belediye Otobüsü Şiiri: Sırata gider, ring yapar. Önce dolu, sonra boş. Filmciler sever geceleyin boş dönenleri. Siyah benekli yorgun lambalar, sessizce sallanan tutamaklar altında yağlı saçını cama dayamış, süzgün aktör. Düşünür biraz, nerelere gidip de geri dönmeyenleri.
• “Niye durdun, daha inmeyecem” dedim. “Biletiniz buraya kadar” dedi Romain Gary. “Dayım içişlerinde müsteşar” dedim, “jop kustururum” dedim. Koca Tembel’i bi çıkardı bu, dedim “Hazır bahar gelmiş, yürüyeyim.”
• Bir leğen çamaşır suyunu sokağa döken en son kadın ne vakit ölecek, o vakit elveda çocukluğum.
• Mazi Şiiri: İçmeye gidilen bir restorandır mazi. Piyazın tarihi geçik, mayhoş. Masalar devrilir. Tabaklar üzülür, kırılır. Yerde marmelat olur da mandalin, arkalardan ağlar.
• “Hayatımın bir amacı yok” diye ağlayarak eve geldi çocuk. “Sabahtan akşama kadar koşup oynuyorum, ne için? Hiç!”
• Çok acayipse tuhaf, kço aicaypes matnıkıl.
• On sekizinci yüzyıldan kalma bir topal kurt bulundu.
• “Kariyerinizi tek cümleyle özetler misiniz sayın işadamı?” “Birgün kafam kızdı, diplomamı yırttım ve selobant ticaretine atıldım. Bu fikir yırttıktan önce mi sonra mı geldi hatırlamıyorum. ”
• Küfür tatile çıkınca sunturlu çok sıkılır, sinkaflının hali nice.
• “Katil: balina!” diye bağırdı dedektif. Balinanın gözleri dolmuştu: “Hayır! Katil önyargılarınız.”
• “Şiirler yazdın. Kırlara çıktın. Papatyalar açmış, bir tanesini kaptın, tek tek yapraklarını yolarak fal baktın. Seviyor çıktı, sevinçle denize doğru koştun.” “Gelmiyor musun benimle?” “Sen git. Geride bıraktığın dilsiz papatya ile ilgileneceğim ben.”
• Elma kurdunu bile pazarladı sana lunaparkın kültür emperyalizmi.
• Rozet Yaralanmaları Derneği’ne yeni kaydolanların rozet töreninde tek bir gazeteci yoktu, yazıklar olsun. Sonra haber bulamayıp “bezelyenin mucizesi” diye sayfalar yapıyorsunuz.
• “İstediğimiz oyunu ortaya koyamadık. Arkaya atılan toplar tehlikeli oldu. Arkadaşımızın sakatlanması planlarımızı altüst etti. Biraz önde basmak istedik ama sahnenin ön kısmının tahtaları çürükmüş, yapamadık” dedi tiyatrocu. Bilindiği gibi “Cephede Ateş” piyesi önceki gün perdelerini kapatmak zorunda kalmıştı. Bacağına top güllesi dekoru düşen oyuncunun ise durumu iyi.
• Kesinlikler vadisinde sis, buzlu cam ve kadınların kilosu konuşulmaz.
• Ankaralı Şiiri: Mütevazıdır; körüklüyü metrobüs bilir. Denizi yok, tuzu boldur. İçlidir; ağladı mı fıskiye gibi, şelale gibi ağlar.
• Eğitim her zaman gündem; Hititler zamanında da güneş kursu tartışılıyordu.
• Kış şiiri: Memurlar.
• “Bir de şu var” diyen halıcı “Şimdi şu var” diyen halıcıdan değerli.
• “Baba n’apıyorsun öyle?” dedi manifaturacının küçük kızı. “Kollarımı iki yana açtığımda kumaş ölçmüyorsam bana doğru koşmanı bekliyorumdur” dedi manifaturacı.
• Bahar şiiri: Memurlar! Memurlar! Mesaiden çıkan memurlar!
• “Her şey ol ama mikrofon kafalı olma” dedi Aleksi Pavloviç. “Sana konuşurlar ama seni dinlemezler.”
Salça: Domatesin ölümünden nemalan.
Asansörde: Tavandaki ışıkların ne kadar muhteşem olduğunu düşün.
Işık: Spor ayakkabısındaysan bir ay sonra sön. Heves gibi sön.
Komi: Masadaki peçete kutusunu aşırı doldur. Hayır, daha çok. Daha, daha.
Beyaz Ekmek: Topla pılını pırtını… Pıl ve pırtının anlamını bilmemen bizi ilgilendirmez. Yazar burada kırıntılarını kastetti.
Futbol Hakemi: Kartının rengini cebinden çıkarırken kontrol et, beyazlarla birlikte yıkanmışsa durum sakat. Yukarı kaldırdıktan sonra saat kulesine bakar gibi bakınca kimseye faydası olmuyor.
Politikacı: Kafanı sağa sola hızlı döndürme; gerdanın geriden geliyor, inandırıcılığına yazık.
Gömlek Cebindeki Cep Telefonu: Düş.
Bilgisayar Karşısında Telefonla Konuşurken: Monitörün geometrisini dokunarak yeniden yeniden keşfet. Bu keşfini kimseyle paylaşma.
Televizyon Dizisinde Türk Kahvesi İçilme Sahnesi: Bir püskürtmedin, iki püskürtmedin tamam hoşgördük ama bir yere kadar. Kahveyi keyfine mi içiyorsun? Babanın evi değil orası, beni eğlendirmek zorundasın. Püskürt, bir şeyler yap. Püskürsün.
Hostes: Gülümse.
Özel Koruma: Sakın gülümseme.
Mona Lisa: Keyfine bak.
• “Ben buraya tırnaklarımla kazıyarak geldim” dedi kız. “Zahmet etmişsin, kime sorsan gösterirlerdi” dedi manikürcü.
• Edebiyatımızda bu kadar çok acı, kan ve yara varken tentürdiyota yer verilmemesini anlamıyorum.
• Dönen ve sallanan oyuncaklarla dolu parklar çocukların iyice başı dönsün de eve gelince hemen zıbarıp uyusunlar diye var.
• “Kırmızı bir araba istiyorum.” “Havalı olduğu için mi?” “Hayır.” “Dikkat çektiği için mi?” “Hayır, otoparkın üst katındaki çocuk sürekli pencerede domates yiyor.”
• Üç tekerlekli bisikletler için özel yol yapılsa Adidas sponsor olur mu?
• Temizlik fedakârlık ister; mandalın fanilayı çimdiklemesi büyütülecek bir olay değil.
• Rüzgar kelimesinde a’nın şapkası olabilemez.
• Suratsız ile sabırsız balığa gitmiş. Sabırsız hiç balık tutamamış, suratsız hiç eğlenmemiş.
• Usta şiiri: Öttüğünde kapının menteşesi. Kaçar gariban gönlümün neşesi. Yağladım gresle ve margarinle. Gebermedi gıcırtı aşüftesi. Usta bu artık gurur meselesi. Beynimi yidi uğursuz bestesi. Usta, usta geleceksen gel artık. Sayende oldum şair klişesi. Saat verdin ya çıkmadım eşikten. Erdim, geçilmiyor eğri kaşıktan. Kapı ruhumu emdi bre kalpsiz. Bedduam budur ölesin pişikten.
• Her kadın çantası potansiyel bir yarıçaptır.
• İngiliz anahtarı haykırmış: “Yapılırj mu ulanj bu bana!” “E sen de kızın kafasını yarmasaydın” demiş İspanyol meyhanesi.
• “Perspektif iki türlüdür: Çift kaçışlı ve tek kaçışlı” dedi resim öğretmeni. “Bir saniye, bunun arkadaşlar için uygun bir ders olduğunu sanmıyorum” diye araya girdi cezaevi müdürü.
• Kartal kalkınca dal sarkıyorsa kartalın ağırlığını (-) mi alıyoruz hocam?
• Mağara mühendisliği diye bir bölüm olsaydı üç senede bitebilirdi. Sarkıtlar, Dikitler ve Yarasalar. (YÖK üç seneye izin vermezse Yarasalar II.)
• “Dün gece sen uyurken ismini fısıldadım ve hayvanların korkunç öykülerini anlattım” dedi Ali Baba.
• Beyin kıvrımlarının resmine bakınca katlanmış balonlar görüyorum. Vakit bu yüzden değerli.
• “Beş ortalı defterin son, kötü sol açığın kaval ortasıyım” dedi Aleksi Pavloviç. “Ne bir harfe ne gole nasip olurum.”
***
RED MEKTUPLARI
Jack Handey
Sayın Bay,
Bir kaç gün önce şirketimize telefonla yaptığınız iş başvurusu reddedilmişti. İş başvurunuzun kabul edilmediğini bildirmek için size bu mektubun yazılması uygun bulundu. Başvurunuzun reddedildiğinin anlaşıldığından emin olmak istedik.
Saygılarımızla. Personel Müdürlüğü
*
• Vicdansızlık, üzerindeki iki yapım ekinden başka hiçbir şeyi hak etmiyor ki onlara sorsanız eklenmek istemezlerdi. “Biz yokken her şey ne güzeldi” derlerdi.
• “Niçin böyle üzgünsün?” dedi nüfus memuru, “Adın neydi?” “Gaårchtak” dedi İsveçli, “Kapılar yüzüme kapanıyorken beni çağırdıklarını sanıyorum.”
• Eskimolar kar için bir düzine farklı kelime kullanmaktadır. Bitpazarı esnafına ise nur için sadece nur kelimesi yeter.
• Bir mumdur, iki mumdur derken dördüncü mumdan sonra gizemli bir şekilde on dördüncü muma atlayan türküden hesap sorulmayacaksa bütün mahkemeler derhal boşaltılmalıdır.
• Eskimiş sekizgene daire denir.
• Johann Sebastian Bach’ın kedisi tuşların üzerinde yürümeden önce piyanonun tek elle çalındığını biliyor muydunuz?
• “Çok aşk mektubu gördüm” dedi posta kutusu, “Hiçbiri bana değildi.”
• Limon ile ağız sulanması arasındaki ilişki korniş ile kol ağrısı ilişkisiyle açıklanabilir.
• Gün içinde tavanı seyrederek geçirdiğimiz toplam dakikalar ciddiye alınsaydı tavanlarda surata benzettiğimiz lekeler görmek yerine her baktığımızda öbür telefon operatörüne geçmeye veya bankaya para yatırmaya karar verirdik.
• Aşk şiiri: Kalbim bende kiracıdır ısrar etme güzel. Kontratı yok tamam da, ha deyince çıkaramam.
• “Bir bakımevinde iki yıl fazla yaşamak için hayatın hiçbir tadından vazgeçmeye değmez” demiş Kingsley Amis. “Ayaklarınızı kaldırır mısınız, yatağınızın altını süpüreceğim. Terliklerinizi de lütfen oradan çeker misiniz Bay Amis? Hayır benimkileri değil, kendi terliklerinizi” demiş bakıcı.
• Ses, rutubetli sıcak havalarda daha hızlı hareket eder. Böyle zamanlarda oturduğun yerde “Ay çok sıcak!” demen sana çok uzaklardan yardım gelmesini sağlar.
• Her güne bir oda spreyi projesine katkım, pazar için şişelere çamaşır suyu doldurmak olurdu.
• “Blöf nedir?” “Yüksek yerlerde dostlarım var.” “Tehdit nedir?” “Yüksek yerlerde dostlarım var, üzerine hoplamak için işaretimi bekliyorlar.”
• Türk hamamının meşhuriyetinin yıllar önce Frenk seyyahlarının “Cüzdanlarıyla kirli adamları ovalıyorlar, böyle de parayı önemsemeyen millet bunlar” diye anlatmasına dayandığını biliyor muydunuz?
• “Hoş geldin aşkım Rusya nasıldı?” “Eh işte. Soğuk. Sıkıcı. Eh.” “Hediyemi getirdin mi?” “Eh işte. Soğuk. Sıkıcı.” “Aloo, diğer soruya geçtim: Hediyemi getirdin mi?” “Neydi ki?” “Matruşka istemiştim.” “Ah unuttum…” “Aşk olsun!” “O kadar üşüdüm ki unutmuşum hayatım. Siteler’den zigon sehpa alsam olur mu?”
• “Gene 22:22, gene birisi beni düşünüyor” dedi çırak. “Çok sık saate bakıyorsun” dedi usta.
• Teşhir için kaldırıma konan koltuğa “Lütfen oturmayınız” yazan mobilyacıyı anlarım, işinde gücündedir. Bitişiğindeki banyo-dekorasyon mağazasındaki aynaya “Lütfen bakmayınız” yazan adam mizahçıdır. Çünkü mizah, anlar gibi anlayamamaların tercümesi, cereyan yapan mantık odalarının penceresidir.
• “Bunca felaket ve sefalet içinde umut ne ola ki?” dedi muhabir. “Felaket gibi, musibet ve sefalet gibi büyük kelimeler yapabilirsin elindeki yirmi dokuz harfle. Umut, tasarruf eden kelimelerin en güzelidir” dedi ihtiyar.
• Çorabının içinde sana çok büyük bir sır vermek istercesine deli gibi kıpırdayan ayak parmaklarına “Söyleyin bakalım?” diyorsan kafayı yemişsin, “Şimdi sırası değil, sabredin biraz” diyorsan kız istemeye gitmişsin ve sana terlik vermemişler demektir.
• “Mermer benim ömrümü özetliyor” dedi yaşlı ev kadını. “Koridorlar, merdivenler ve mezarlık… Tabii bir de mutfak tezgâhı.”
• Bebek olduğu yerde çırpınınca bir an için beni gördüğüne sevindiğini sandım ama ortamın havalandırılmasını istiyormuş.
• Bütün yazılarını iki yana yaslayan birinin otobüste yanına düşmek istemem.
• Kadın “Karnımda kelebekler uçuşuyor” demiş sevdiği adama. “Uzun sürmez” demiş adam, lepidopteroloji* diplomasını duvara asarken.
• Kadın ruhu ile tuz ruhunun bir benzerliği yok aslında ama ikisinden de anlamam.
• Henri Lefebrve’nin kırmızı bültenle aranan bir sessiz harfi soyadında sakladığını ve bunun şimdiye kadar farkedilmediğini biliyor muydunuz?
• “Nasılsın” yerine “N’aber” sorusunu tercih etmem, karşımdakinin hatırından çok haber değeriyle ilgilendiğimi gösterir mi? Zaman makinesine binip Mozart konserine gitsem, keyfimin sebebi müzik değil de bunu başkalarına anlatacak olmam olabilir mi?
• Kırlangıçları uçarken görmeyen acelenin ne olduğunu bilemez.
• Aşk Şiiri: Eşiğinde beklerken kış geldi sevgilim, bari sobanı ben kurayım. Oduncu arama olur mu, istersen kemanımı kırayım.
• Aşk şiiri 2: Böyle parlak gülme sevgilim, hafif kusur yazarlar. Sağa çek, kontağı kapat, kollarını aç. Hızlı koşacağım, koru kendini.
• Denize düşen adamı kurtarıp “Yüzme bilmiyor muydun?” diye sormuşlar, “Ya konuşamıyorum ama anlıyorum” demiş.
• Tespih değil, kutu kutu pense oynayan bir grup zeytin çekirdeği.
• “Küçük bir çakıl taşının gölgesini gördüysen yıkılmış olabilirsin” dedi Aleksi Pavloviç. “Ama üzülme, gölge varsa güneş de vardır.”
(*) Kelebek bilimi.
































