.
ÇETE BÜYÜYOR…

Arşiv

Yazarın arşivi

İki gün önce internette haber falan gezinirken başlığı gördüm.
Tıkladım.
Fotoğrafı gördüm.
Aaa… Annemin fularından.

Dur yaa!

Çantayı annem gibi tutuyor kadın.

Allah Allah!

E iyi de bu annemin eli.
Yazıyı okumaya başladım.
‘Fularında Atatürk resmi baskısı ve Ulu Önder’in “Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözleri yazısı bulunan vatandaş ‘siyasi sembol’ gerekçesiyle Meclis’e alınmadı.’

Telefona sarıldım.

‘Anne bi haber okudum da.’

‘Niye hiç aramıyosun oğlum?’

‘Atatürk fuların var diye meclise girmene engel mi oldular.’

‘Çalıştılar. Hadi nasıl oluyosanız olun dedim. Girdim. Niye anneni hiç aramıyosun oğlum?

‘Hoppalaaa!!!’

Annemle en çok tartıştığımız konu türban, başörtüsü, falan filan.

Annem kadına hakaret görür. Aksi düşünenleri cehaletle suçlar.

Ben saygı duyulması gerektiğini söyler. Aksi düşünenleri cehaletle suçlarım.

Laf uzar, desibel artar, sinirler gerilir, anamın kalbi kırılır.

Böyle yıllar geçer, aramaların sıklığı azalır, anamın kalbi kırılır.

Bayanlar baylar,

Lafı uzatmadan,

Saygı, sevgi ve bilgi peşinde olduktan sonra sağcısı, solcusu, lazı, kürdü, dinlisi, dinsizi, heterosu, homosu kardeşimizdir, parçamızdır diyenlerin gözü üzerinizde.

Pür dikkat!

Biz tarihe not düşeriz.

Tarih hesabını sorar.

Her konuda sömürüyorsunuz. Akıllı olun. Sonra hesabı ödeyemezsiniz.

Mehdi Mohammadi Rouzbahani
2011 İran

Rembrandt babadır kabul de…

Derbyli Joseph Wright 1768

A: Biliyor musun, dünya artık hep en tropikal iklimde olacakmış.
B: İyi, bana fark etmez, sürekli mango yerim.
A: Afiyet olsun. Ama dikkat et de zehirlenme, bozunmuş olabilir…

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Milyarlarca yıldır böyle;

insanoğlunun değerini bilemediği şu güzelim dünyanın üzerinde yavaş hızlı geziniyorum. Aslında başlarda hiç de şikayetçi değildim halimden. Gezip görmediğim yer kalmadı sayılır. Dünya yukarıdan o kadar şahane görünüyor ki…

Ancak her şeyin bir yaradılış amacı yok mu?

Sanırım atomlarım lanetli. Bir tek ben mi böyleyim, bilemiyorum. Esasında hepimizin atomik kütlesi eşit. Ama ben bir türlü yeterince ağır olamıyorum. İşin komik tarafı her seferinde inanıyorum başarabileceğime, ulaşabileceğime.

Sonra pufff! Buharlaşıp kalıyorum.

Milyarlarca yıldır böyle…

Yaradılış amacı bir yana, çok merak ediyorum, çok…

Bir devenin derisini örneğin, ya da şu aptal insanoğlunun saç telini. Neyse ki kuşlar var.

Ama ya toprak? Ahhhhh! Esas toprak…

Birkaç sefer çok yaklaşmıştım. Canım rüzgar nefesi yettiğince yardım etmeye çabalar bana. Yakınlarda yüksek bir tepe varsa beni hemen o tarafa üflemeye başlar.

Sonra pufff! Buharlaşıp kalıyorum.

Milyarlarca yıldır böyle…

Ne yaparsam yapayım, kaderime uyum sağlayamıyorum.

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Ve beklenen takvim hazır!
2012 Cihangir Pireli Takvimi yine göz kamaştırmıyor mu?

Tamamen bilinçdışımın kontrolüne bıraktığım bir alışkanlık. Ruhumun conatus ritüeli. Cehaletten sindiğim, insanoğlundan tiksindiğim an ayaklarım beni en yakın kütüphaneye yönlendiriyor. Bazen saatler almıyor, bazen aylar sürüyor. İşte öyle bir gün. Salı. Yağmur mesaj verir gibi. Saldırı, saldırı… Kütüphanenin kapısı, kahvemin son yudumunun sırtında sigaramın son fırtı. İçeri fırlatıyorum kendimi. Kafamı kaldırıyorum.
Dankkkkkk!!!! Bammmmmm!!!! Pattttttttt!!!! Zızızızızızızzızızı!!!!!!
Karşımda bir peri. Kulağında bir kulaklık. Önünde bir kitap. Hafif hafif sallıyor kafasını. Aylak Kadın. Pardon. Aylak Adam. Hatırlamaya çalışarak yaklaşıyorum adım adım. Bilinçsizce. Dokunuyorum kaderime. Kaldırıyor kafasını. Çıkartıyor kulaklıkları. Tebessümünün sıcaklığıyla eriyor sözcükler, dökülüyor birer birer:
“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”
Gözleri doluyor. Sizin saatinize göre bir saniye içinde kulaklıkları bana uzatıyor. Gözlerim doluyor.
Ve başlıyorum dinlemeye;

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

“Öncelikle kendimi tanıtayım, adım Baran Nayır, 20 yaşında Yıldız Teknik Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi bir gencim, Sosyalist Demokrasi Partisi üyesiyim. Normalde gayet olağan bu iki durum (genç olmak ve politik olmak) Türkiye koşullarında olağanlaştırılmış başka bir durumu ortaya çıkarıyor, genç bir politik tutuklu olma durumunu. Tehlikeli olarak görülerek zindanlara doldurulan binlerce genç politik tutsaktan biriyim.
2009 yılında düzenlenen bir basın açıklaması nedeniyle 2 SDP’li (Ali Deniz Kılıç ve ben) gözaltına alındık. Gözaltı sonrasında çıkartıldığımız mahkeme tarafından TCK’nın 220/6 maddesi gerekçe gösterilerek tutuklandık. Yasanın içeriği malum, “örgüt adına suç işleyenler, örgüt üyesi olmasalar da örgüt üyesi olarak yargılanırlar”! Buradan hareketle biz de içeriği demokratik çözüm olan bir basın açıklaması gerekçe gösterilerek PKK üyesi olmakla yargılanıyoruz.
Yasanın örgütsel bağ aramadan etkinliklere göre örgüt üyeliği oluşturması ilginç durumlar yaratıyor, biz PKK üyeliğinden yargılanırken, partimizin genel başkanı, MYK üyeleri DBH etkinlikleri nedeniyle Devrimci Karargâh üyesi olarak yargılanıyor. Aynı şekilde İzmir’de demokratik çözüm çadırında gözaltına alınıp tutuklanan SDP’liler PKK üyesi olarak yargılanırken, Hopa protestolarına katılan yoldaşlarımız bir çeşit örgütler bileşkesinin üyesi olarak yargılanıyor. TMK kapsamındaki yargılamaların getirdiği uzun süreli tutukluluk hallerine değinmeye bile gerek yok.

Mart ayında yapılan duruşmada savcı tahliyemizi talep etti fakat mahkeme heyeti bu talebe biz iki SDP’li hariç dosyada bulunan herkesi tahliye ederek yanıt verdi.
Temmuz ayındaki mahkemede ise bir buçuk sene önce talep ettiğimiz parmak izi incelemesi yapılmış ve ele geçtiği iddia edilen malzemelerde parmak izimiz olmadığı ve video görüntülerinde de olmadığımız ispat olmuştu. Aleyhimizde hiçbir somut delil oladığı halde tutukluluğumuzun devamına karar verildi. En azından genç ve sosyalist olarak tehlikeli görünmemiz dışında delilsiz bir mahkeme olduğunu söyleyebilirim. 20 Aralık günü Beşiktaş Adliyesi’nde yine mahkememiz var. Tutukluluğumuz iki yılı geçti. İkimiz de üniversite öğrencisiyiz. Cezaevinde tekrar üniversite sınavlarına girdik ve yeni bölümler kazandık. Fakat bölümlerimize başlayamıyoruz. Ortada bir ‘suç’ bile olmadığı halde cezaevlerini dolduran çok sayıdaki tutuklu öğrenciler gibi biz de hayatımızın bizden çalınmasına karşı, bu hukuksuzluğa karşı, duyarlı herkesi 20 Aralık’ta Beşiktaş Adliyesi’ne gelerek sırayı bozma mücadelemize destek olmaya davet ediyoruz.

Baran Nayır
Tekirdağ 2 No’lu F-Tipi Cezaevi”

3 sayfa123»Yukari Asagi