Yazarın arşivi
Şair dostumuz Alper Gencer’dene yepyeni sıfır kilometre bir şiir Bu rezil hayatın suyunu çıkarmayanlar için geliyor:
SANA BİR ARA AKLIMDA KALANLARI ANLATIRIM
ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor
geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin
döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak
okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler
ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var
hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım
Azrail in Gözyaşları,Otello,Atinalı Timon,Evlilikte ufak tefek cinayetler,Testosteron , Machbeth ve Don Juan oyunlarının müziklerini yapan dostumuz Tolga Çebi’nin Sahne Müzikleri isimli iki cdlik bir albümü yayınlandı. Aşağıda Testosteron oyunundan, oyunun görüntülerini de yer aldığı klibi izleyebilirsiniz. Tiyatro müzikleri konusunda uzmanlaşan Çebi’nin açıklamasına göre bu serinin 2. ve 3. albümleri gene ikişer cd olarak bu yıl içinde yayınlanacak. Albümü satın almak ve şarkıların bir kısımını dinlemek için buradan bilgi alabilirsiniz.
Tolga Çebi’nin bu çalışması beğenerek izlediğim İBB Şehir Tiyatroları oyunlarında, mesela Tarla Kuşuydu Juliet, İstanbul Efendisi, Şark Dişçisi, kullanılan müziklerin de bir an önce albümleşmesine önayak olmasına diliyorum.
Geçtiğimiz haftalarda bir çoğunuzun duyduğunu sandığım bir olay cereyan etti. Sitemiz yazarlarından Aslı Tohumcu’nun Abis isimli eseri, ki ben bu kitap sayesinde Aslı’yla tanıştım, Türk Eğitim Sen 2 Nolu şube başkanınca, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından başlatılan “Yazarlar Okullarda” projesinden çıkartılması istendi. [Projenin gerekliliği üzerine ayrıca bir tartışma yapılabilir. Milli Eğitim Bakanlığı marifetiyle öğrencilerin edebiyata daha bağlı olacağına inanmıyorum. Ama bu başka bir yazının konusu.] Eğitim-Sen’in gerekçesi ise son derece komik: “Pornografiye varan ifadeler” ve “Gençlerin manevi değerlerini zedeleyici unsurlar”. Bu olaydan sonra çeşitli medya kuruluşlarında Aslı Tohumcu hedef tahtasına konulmaya çalışılsa da sağ duyulu insanlar bu duruma seyirci kalmayarak tepkilerini belirttiler. Örneğin okurları bir imza kampanyası başlattı. İmza atmadıysanız sizi şuraya alalım.
Aynı çerçevede yarın Aslı Tohumcu’ya destek olarak “şiddet”i, “iktidar-şiddet-edebiyat üçgenini”, okulların kitap okutma sorunlarını ve diğer hususları konuşmak için bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikle alakalı detayları buradan bulabilirsiniz. Yarın görüşmek üzere.

“İnsanlar nesnelere ve hatta başka insanlara yeni isimler verir; bu da o şeylerin, öncekinden farklı olduklarını düşünmelerini sağlar.
Gelin, bir örnek verelim.
Günümüzde bile büyük bir çoğunluğun çamurdan yapılma binalarda yaşamalarına rağmen, çamur evlerde yaşadıklarını anlamadıkları fark ettiniz mi?
Her ev, aynı zamanda birbirinin bir kopyasıdır, ama biz kendimizi mağara adamları olarak görmek istemediğimiz için onlara ev deriz.”
İdris Şah, Sufilerden Günümüze Yansıyan Bilgelik Hikayeleri, Butik Yayıncılık
Pekmezde boğulmak, çamurda boğulmak kadar kötüdür.
İnsanlar günümüzde bilginin içinde boğulma tehlikesiyle karşı karşıdırlar; lakin insanlara bilginin faydalı bir şey olduğu öğretildiği için boğulmaya gönüllüler.
Eğer sahip oldukları bilgiyle başa çıkabilselerdi, boğulmalarına da gerek kalmazdı.
İdris Şah’ın Reflections isimli eserinden.
Aşağıda okuyacağınız masalı ünlü Fransız şairi Jacques Prevért‘in 1994 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan Samih Rifat’ın çevirisiyle çıkan Yaramaz Çocuklara Masallar isimli kitabından alıntıladım. Bu masalı ilk okuduğumda bu masalda anlatılan konferansçılardan, özellikle ülkemizde, bol bol olduğunun yeni yeni farkına varıyordum. Yıllar sonra kitapla bir kez daha karşılaşınca tekrar okudum ve konferansçıların daha da çoğaldığını fark ettim.
Hoşnutsuz Hecin Devesi
Günlerden bir gün, hiç de hoşnut olmayan bir hecin devesi vardı.
Bir gün önce: “Yarın annemle babamla gezmeye gidiyorum, demişti arkadaşlarına, birlikte bir konferans dinleyeceğiz, gördünüz mü ne önemli biri olduğumu!”
Ötekiler: “Oh oh, konferans dinleyecekmiş ne harika!” demişler, bizim hecin devesi de sabırsızlıktan o gece hiç uyumamıştı.
Oysa şimdi hoşnut değildi, çünkü konferans hiç de umduğu gibi çıkmamıştı, müzik yoktu, düş kırıklığına uğramış, çok sıkılmıştı ve ağlamak istiyordu.
Bir saat kırk beş dakikadır şişman bir adam konuşuyordu. Şişman adamın önünde bir su kabı, bir de dış fırçası bardağı duruyordu; zaman zaman adam bardağa su koyuyor ama hiç dişini fırçalamıyor ve sinirli sinirli, başka şeylerden söz ediyordu: Develerden ve hecin develerinden.
Genç hecin devesi sıcaktan bunalmıştı ve hörgücü onu çok rahatsız ediyordu; koltuğun arkalığına sürtünüyor, yerine yerleşemiyor, kıpır kıpır kıpırdanıyordu.
O zaman da annesi hörgücüne çimdiği basıyordu: “Rahat dur” diyordu, “Bırak adamcağız konuşsun” ve genç hecin devesi daha çok ağlamak ve çıkıp gitmek istiyordu…
Her beş dakikada bir, konferansçı yineliyordu: “Özellikle deveyi, hecin devesiyle karıştırmamak gerekir. Bayanlar baylar, dikkatinizi şu olgu üstüne çekiyorum: Devenin iki hörgücü vardır, hecin devesininse yalnızca bir tane!”
Tüm salondakiler: “Bak bak, ne kadar da ilginç” diyorlar, develer, hecin develeri, erkekler, kadınlar, çocuklar, küçük defterlere not alıyorlardı.
Sonra konferansçı baştan alıyordu: “Bu iki hayvan arasındaki fark, necin devesinin tek hörgüçlü olması, buna karşılık -çok ilginç ve bilinmesi yararlı bir olgu bu- devenin iki hörgücün olmasıdır.!
Sonunda genç hecin devesinin sabrı tükendi, kürsüye fırladı ve konferansçıyı ısırdı.
“Deve!” diye bağırdı kızgın konferansçı.
Salonda herkes bağırıyordu: “Deve, pis deve, pis deve!”
Oysa o bir hecin devesiydi, üstelik çok da temizdi.

p.s. Alıntılanan metin kitaptan bire bir alınmış, anlatım bozuklukları düzeltilmemiştir.
Derviş Şentekin‘in ilk romanı Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi KırmızıKedi Yayınlarından çıktı. Kitap ince bir işçiliğin ürünü. Kurduğu atmosfer son derece gerçekçi. Siyasi polisiyenin imkanlarını kullanarak hem polisiye kurguyu sağlama alıyor hem de 1990lı yıllar Türkiye’sine dair eleştirilerini okurun gözüne sokmadan aktarıyor. Kitabın ilk bölümünde, hatta arka kapağında, son derece iddialı bir şey yapıp kitabın kahramanının ölüm sahnesini tasvir ederek gardını ilk rauntta düşüren bir boksör edasıyla karşımıza dikiliyor. Ama buna rağmen okurun ilgisini diri tutmayı son derece usta bir şekilde başarıyor. Uzun yıllardır Radikal Kitap ekinin editörlüğünü yapan Derviş Şentekin‘in bu ilk romanından sonra yeni romanlarını okumak için sabırsızlanıyorum. Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi‘yi okuyun, pişman olmayacağınız bir maceraya atılmaya hazır olun.
Domingo Yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde Boksör Böcek isimli bir kitap yayımlandı. Kitabın yazarı 1985 doğumlu, İngiliz Ned Beauman. Mütercimi Sabri Gürses. Yazar bu ilk romanında son derece mükemmel bir atmosfer kurmuş. Ayrıca nazizm, faşizm, modernleşme ve makinalaşma gibi konuları ustalıkla ele alıp, bunların nasıl arka plandan beslendiğini gözler önüne sermiş. Kitabın ana karakterlerini özetlemek gerekirse: Nazi eşyaları koleksiyoneri bir genç adam. 150 cm boyunda, dokuz ayak parmaklı, eşcinsel ve yenilmez bir Yahudi boksör. Üstün ırk çalışmaları yapan bir aristokrat bilimadamı ve bu bilimadamının bulduğu üzerinde gamalı haç olan bir anophthalmus hitleri böceği. Aşağıda yazarın kitabını anlattığı bir video var. Kitabın nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Ayrıca kitabın kapağının 2011 V&A En İyi Kapak Tasarımı ödülü aldığını belirtmem gerek.
İlk iki sayısı fırtına gibi esen, ilk sayısı ikinci baskıyı yapan edebiyat dergisi İtibar’ın üçüncü sayısı çıktı. Derginin İbrahim Tenekeci yönetiminde çıktığını belirtmekte fayda var. Nitelikli edebiyatı ortak payda alarak kuşaklar üstü bir şair ve yazar kadrosunun bir araya geldiği dergiyi hepinize hararetle tavsiye ediyorum. Edebiyatın itibarını iade ettiği için de tüm ekibe teşekkürlerimi sunuyorum.





















