.

Umberto Eco Anlatı Ormanlarında Altı Yolculuk’ta, okurla yazar arasındaki güven ilişkisini yaklaşık olarak şöyle tarif ediyor: Bir anlatı metniyle karşılaştığında okur, yazarla zımni bir anlaşmaya imza atar: Coleridge’in “inançsızlığın isteyerek askıya alınması” dediği şu meşhur kurmaca anlaşmasına. Okur kendisine anlatılanın hayal ürünü bir kurmaca olduğunu bilir, ama buna rağmen, yazarın yalan söylediğini falan düşünmez. Yazar gerçek bir beyanda bulunuyormuş gibi yapar, okur da kurmaca anlaşması gereğince, yazarın anlattıkları gerçekten oluyormuş gibi davranır.

Velhasıl kelam, sevgili okur, metnin tadını çıkarmak istiyorsan, yazara güvenmekten başka çaren yok! Yani yazar, yukarıdaki sözler Eco’nun dediyse, buna inanmak zorundasın. Her bir bilgiyi, açıp arama motorunda taradıktan sonra, okumanın keyfi mi kalır! Ya da bir dakika! Fikrimi değiştirdim: Calvino Amerika Dersleri’nde söylesin, yukarıdaki sözleri. Nasıl? Hâlâ inanıyorsun değil mi? Bir an için de olsa, aklından geçirdin değil mi ama, doğrusu bu mu diye?

Her neyse; biz işimize bakalım. Hazır, okurla yazar arasında var olması gereken güven ilişkisinden bahsetmişken senden bir ricam var sevgili okur. Korkma canım; gel, inançsızlığını —bir süre için dahi olsa— askıya al da o mabuda birlikte abd olalım demeyeceğim. Senden daha kolay bir şey isteyeceğim. Sevgili okur, aybaşına kadar bir üç yüz kağıt atsana! Söz, telif ücretleri bankaya yatar yatmaz ödeyeceğim.

Buraya kadar yazdıklarımı okuyup eğlenen okura, Eco “örnek okur” diyor. Tutup para yollamaya kalkışana ise “ampirik okur”. Aralarında bir tercih yapmak gerektiğinde, Eco tabii ki “örnek okur”u seçiyor. Ama ben okurun ampiriğini severim!

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi