.

Türkiye’de laik kesimde geçici bir varlık olma bilincinin pek gelişmediğini zaten biliyorduk. Bu dünyada kendisini ev sahibi diğerlerini misafir sanarak yaşamaktaydı çoğu.
Günlük konuşmalarında bolca ‘fani olmak’tan bahsedenler ve halihazırda iktidarda olan partiyi düşüncelerinin yaşamsal simgesi olarak görenler arasında ise bu bilincin hiç mi hiç oluşmadığını 13 yıldır birbirinden çarpıcı örnekleriyle görüp durmaktayız. Eskiden ‘muhafazakar kesim’ olarak anılırlardı. Bu kişilere şu anda bakıldığında görülen odur ki, yani sözlerine değil davranışlarına bakıldığında, herşeyi, bütün dünyaları istiyorlar ve dolayısıyla kesinlikle geçici olmadıklarını düşünüyorlar. Güce, paraya, makama, lükse karşı mutlak, kesintisiz bir yöneliş ve bunların engellenmesine karşı şiddetli öfke ve hiddet içindeler. Engellenmelerle çeşitli rasyonalizyonları kullanarak başa çıkmaya çalışıyorlar. Örneğin avuç dolusu alkışlanmadıklarında, eleştirildiklerinde ya da protesto edildiklerinde bir an bile duraksamaksızın bunun arkasında Otpor, Faiz Lobisi, Yahudi Diasporası, Masonlar, Dış Mihraklar, İntergalaktik güçler, Üst Akıl, Lufthansa Terör Örgütü, BBC Terör Örgütü, Alman İstihbaratı, Paraleller ve benzerlerini arıyorlar. Benim naçizane görüşüm ise parayı ve gücü buldukça bu dünyaya olan düşkünlüklerinin iyice açığa çıktığı yolunda. Ayrıca bu konunun az önce saydığım ve mahalle kıraathanelerinde kullanılan basit rasyonalizasyonlardan çok daha ikna edici açıklamalar gerektirdiği kanısındayım. Eski muhafazakarlardaki lüks tutkusu ile para ve güce bu aşırı düşkünlük nereden kaynaklanmaktadır? Bu sorunun cevabını bundan 20 yıl kadar önce (Eski Türkiye’de) muhafazakar kesimde bilgi-bilinç sosyolojisini, epistemolojik kopuşu, Freud ve Lacan’ı, postmodernizmi, iktidarı,devletin ideolojik aygıtlarını, toplumsal tarihi, Medine Vesikası’nı tartışan insanlardan almak isterim aslında. Tabii eğer aralarında güce, makama ve paraya tapmayan, iktidar sofralarına kurulmayan, dünya liderlerine gönüllü kulluk ve memurluk etmeyen ve hâlâ eleştirel analiz yeteneğini koruyan bir fani kaldıysa. Böyle biri hâlâ varsa ona bir iki soru daha sormak isterim.
camide protokol

Yukarıdaki fotoğraftaki cemaat ile bürokratik zevat arasına kırmızı şerit çeken düşüncenin
psikopatolojisini biraz irdeler misiniz zahmet olmazsa? Camilerde cemaatten ayrı ve’protokol’ adı
verilen bir insan tipi tarihsel olarak ne zaman türemiştir? Bu insan tipinin doğuşuna bir katkınız olmuş
mudur? Herkesin eşit olduğu, safların özgürce sıraya dizileceği vaz’edilen bir dinî mekanı bu hale getiren akıl hangi ‘Üst Akıl’dır? Bu davranışın dini kökenleri nereden kaynaklanmakta, hangi ilahi metinlere dayanmaktadır? Camilerde cenazeler musalla taşlarında beklerken ezan saatlerinin siyasilerin gelişlerine göre değiştirilmeye başlanmasının; cami içlerinde, avlularında siyasi konuşmalar yapılıyor olmasının Türk Sağı’ndaki tarihsel, sosyal, psikolojik, dini ve ahlaki kökenleri nelerdir?
mimari
Bu fotoğrafta ise ‘Bursa’nın Tokileri’ görünmektedir. Bursa’nın ufak tefek taşlarından bu noktaya nasıl gelinmiştir? Turgut Cansever hayatta olsaydı acaba ne düşünürdü? Arkada Ulucami ve onu çevreleyen Osmanlı mimarisinin seçkin örneklerini görünmez hale getiren bu mimari şaheserler(!) ne tür bir kültürel/sanatsal uyanışın eseridir? Osmanlı başkentindeki bu ‘Yeni Osmanlı’ estetik anlayışı nereden temellenmektedir? Bu hallere katkınız nedir? Yoksa bu bariz bir rönesanstır da batı hayranlığıyla malul akıllar mı bunu algılamaktan acizdir?
Sizlerden önce bazı solcu eskileri, bütün bilgi birikimlerini ve zihinsel enerjilerini 12 Eylül faşizminin gölgesinde yeşeren yeni vahşi kapitalizmin reklam ve propaganda hizmetlerine sundular ve bunun dünyevi meyvelerini topladılar. Onlardan farkınız var mıdır, varsa nedir?

, 24 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi