.

Yeşil tavşan… Ona çok kızıyordum çünkü o bizi hiç düşünmüyordu. Bizim aile geçimini sadece havuçla karşılardı ama şimdi havuçlarımızın hepsini yeşil tavşan yiyordu. Yeşil tavşan çok kötüydü. Çünkü o bizim o güzelim turuncu havuçlarımızı ‘gulp’ diye midesine indiriyordu. O kahrolası aşağılık yaratık bizlere hiç acımıyor boyuna havuç yiyordu ve ‘gork’ diye de geğiriyordu. Onu ortadan kaldırmayı kafama koymuştum. Gece yarısı evdeki en koca bıçağı kaptığım gibi ormanın yolunu tuttum. Yollar çok karanlıktı, yalnız ay ışığı bana yardım ediyordu. Bir süre sonra onu gördüm. O kopkorkunç gözleriyle bana bakıyordu. Üzerime gelmeye başladı! Ben bıçağı fırlattım. Bıçak önüne düştü. Bıçağı yerden aldı ve şöyle bağırmaya başladı “Ben yeşil tavşan! Bıçağını aldım!” Zıplayarak üzerime doğru geldi ve: “Al bıçağını düşürdün” dedi. “Burası geceleri tehlikeli olur. Bıçak kullanmasını bilmiyorsan daha tehlikeli” dedi. Gözüme bakıyordu gözleri çok korkunçtu! Koca siyah gözler! Bakamıyordum, bakamıyordum! “Hüveaaaa!” diye ağlamaya başladım. Bana dokundu! Ben bağırdım: “İmdaat yetişin çocuk elliyorlar!” diye ama burası ormanın ortasıydı ve sesimi bu iğrenç yeşil tavşandan başka kimse duymazdı. Birden elini çekti, bana garip bir şekilde baktı ve zıplayarak uzaklaştı.

Ertesi gün uyandığımda annemi çok mutlu gördüm. “Havuçlar, havuçlar!” diye bağırıyordu. Havuçlar! Gözlerimi açıp pencereden baktığımda karşımda havuç tarlasını gördüm. Havuç tarlası ağzına kadar havuç doluydu ve havuçlar o kadar büyüktüler ki, yani o kadar olurdu. Annem sevinçten ağlıyor; babam ise kafasını kaşıyor ve yüzünde şaşkın bir ifadeyle tarlaya bakıyordu. Abim de bana: “Gördün mü lan tarlayı?” dedi. Tarlaya şaşkın biçimde bakarken “Yeşil tavşan…” sözcükleri döküldü ağzımdan

Bu işin altında kesin yeşil tavşan olmalıydı. Ormana gittim ve: “Yeşil tavşan! Yeşil tavşan! Nerdeysen çık ortaya!” diye bağırdım. Yeşil tavşan birden önümde belirdi, “Söyle ne istiyorsun?” dedi. Gözleri her zamanki gibi korkunçtu bakamıyordum. Tüm cesaretimi toplayıp konuşmaya çalıştım “Bak yeşil tavşan seninle bir konuya açıklık getirmemiz lazım” dedim. O da “Hay hay” dedi. Ben “Yeşil tavşan, bak, seni severim” dedim. Gözleri daha da korkunçlaşmıştı, yutkunup: “Sen hayatımda gördüğüm en yeşil tavşansın” dedim “Eksik olma” dedi o da. Ben tam güzel gidiyorum diye sevinirken, “Yeter kısa kes, ne söyleyeceksen söyle işim var!” dedi. Ben de, “Tamam dur söylüyom” dedim. Burnum kaşındı o sırada burnumu kaşımaya başladım. Sonra “Bak tavşan, sen aylar boyunca bizim havuçları yedin yedin durdun. Bu yüzden bizi çok üzdün. Bu gün tarlamıza acayip şeyler oldu. Tarlamız havuç kaynıyor. Hem de ağzına kadar havuç dolu, koca koca, iri iri havuçlar. Bunun nedenini bana açıkla!” dedim. Tavşanın bakışları değişti. Tam bana bir açıklama yapacak diye beklerken birden hızla uzaklaşmaya başladı ve gözden kayboldu. Ben uzun süre, geri gelecek diye bekledim. Gelmedi. Akşam oluyordu ben de artık eve gideyim geç oluyor diye eve doğru yol aldım. Eve geldiğimde bir de ne göreyim, annem hüngür hüngür ağlıyor, babam sabahki ifadeyle tarlaya bakıyordu. Abim: “Tarlaya bak lan tarlaya!” dedi bana. Tarlaya baktığımda tarlada havuç namına bir şey kalmamış olduğunu gördüm. “Yeşil tavşan bütün havuçları yedi!” dedi bana. Ben odama gittim ve battaniyeyi kafama çektim. Çok utanıyordum. Doğrusu büyük bir aptallık etmiştim.

Sabaha doğru biri beni dürttü uyandığımda karşımda ne göreyim! Yeşil tavşan! O korkunç siyah gözleriyle bana bakıyor! Battaniyeyi kafama çektim hemen. Sonra battaniyeyi indirdim. Hala ordaydı tekrar çektim. Ama hayır korkmamalıydım, ne de olsa o sadece yeşil bir tavşan parçasıydı. Battaniyeyi indirdim, “Ne işin var lan burada!” diye bağırdım. Sus işareti yaptı. Şaşırdım. Bana tarlayı gösteriyordu. Tarlaya baktım. Aynı duruyordu. “Ee ne var nooldu?” der gibi başımı salladım. O da: “Ben yeşil tavşan! Tarladaki tüm havuçları yedim!” dedi. Tam hızla gidecekti ki birden abim belirdi ve yeşil tavşanın kafasına tavayla vurdu. Yeşil tavşan bayıldı ve yere düştü. Babamı uyandırdık. Bizi azarladı: “Bu saatte adam mı uyandırılmış!” dedi. Biz: “Ama biz yeşil tavşanı yakaladık” dedik. Hemen koştu, tavşanı bağladı ve sorguya çekmeye başladı. Sordu: “Havuçlarımızı yerken hiç mi için sızlamadı!” O büyük bir soğukkanlılıkla şöyle cevap verdi “Biraz sızladı!” Babam devam etti, “Sana bir ceza vermemiz lazım” O da: “Verin o zaman! İşim var çabuk!” dedi. Babam “Peki o zaman” dedi ve dolaptan aldığı havuçları bir bir karşısında yemeye başladı. Yeşil tavşan babamı görmek istemiyormuş gibi sürekli kafasını başka taraflara çeviriyordu. Ben de bir havuç aldım ve yemeye başladım. Abim de aldı. Annem uyandı ve hemen sabah kahvaltısı olarak eline bir havuç tutuşturduk. Ailecek yeşil tavşanın karşısına geçmiş havuç yiyorduk. Yedik de yedik, yedik de yedik. Tavşan bir hoş olmuştu. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı, sabit bir noktaya bakarak ağzından salyalar akıtıyordu. Annem tavşanın yanına yaklaştı ona dokundu, tavşan küt yere düştü. Birden “Ölmüş!” diye bir çığlık attı. Yeşil tavşanı gömdük. Bu olayda kapanmış oldu böylece, ta ki yeşil tavşanın hayaleti gelene kadar. Bunu da başka bir zaman anlatırım şimdi işim var…

, 5 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi