.

Bundan 15-20 yıl önce Ortaköy Entel Pazarı’ndan bir takım 45’lik plaklar almıştım. İçlerinde bol miktarda Cem Karaca plağı da vardı. İlk gözüme çarpanlar, doğal olarak, yayınlandıkları dönemde de hit olmuş “Parka / İhtarname” ve “Mutlaka Yavrum / Kavga” plaklarıydı. Daha sonraları Cem Karaca’nın Dervişan’la birlikte yaptığı “Beyaz Atlı” plağının arkasındaki “Yiğitler” şarkısını keşfettim. Sözü ve müziği Aşık Mahsuni Şerif’e ait olan bu şarkıyı, her gün kafa sallayarak dinlediğim bir dönem olmuştu. Son derece gelişkin bir düzenlemesi olan dört dörtlük bir hard-rock parçası… Eş-dosttan, bu maşist-militarist-hamasi şeyde ne bulduğum yönünde eleştiriler de almıştım.

O dönemde Cem Karaca’nın temsil ettiği solculuk anlayışının bir miktar hamasi olduğunu kabul etsek de, bu şarkının içeriğinde bir ironi görüyordum. Şöyle ki; kahramanlık, gözüpeklik, cesaret gibi bize Türk’ün karakteri diye öğretilen değerler, neden faşist bir yönetime karşı bir başkaldırıya dönüşmüyor? Türklerin bütün cesareti ve gözüpekliğine rağmen, neden halktan gelen bir ayaklanma hareketi yaşanmıyor? Türkiye halkının, özellikle yoksullarının hayat kaynaklarının para babaları tarafından gasp edildiği 2001 krizini soğukkanlılıkla karşılaması dünyada şaşkınlık yaratmıştı mesela. Bir anda, var olan birikimleri üçte birine inen, işsiz, parasız kalan bir halkın, bu büyük soygunun hesabını sorması beklenmez mi? Üstelik, kendi milli karakterini “hımbıl, sünepe, itaatkar” diye değil, “cesur, kahraman, gözüpek” diye ilan etmiş bir millet, nasıl oluyor da, tepedekilerin saraylarını başlarına yıkmak şöyle dursun, başbakanın önünde yazarkasa parçalamak gibi pasifist eylemler dışında sesini bile çıkarmıyor? Kimilerine göre bunun açıklamasını müslümanlıkta aramak gerek. Ama Arap Baharı’nı gördükten sonra bu açıklamaya itibar etmek de pek mümkün değil.

Türkü “bizim yiğitlerde büyük ümitler” sözüne bağlanıyor. “Yiğitler yiğitler diye başımızın etini yediniz, hadi bakalım o kadar yiğitseniz gösterin yiğitliğinizi” demek istiyor sanki. En azından bana öyle gibi geliyor.

Tabii türkünün Aşık Mahsuni Şerif tarafından seslendirilmiş halini de merak etmiştim, ama o dönemde eliminizin altında yutüp falan olmadığı için, bir müziğe ulaşmak kolay değildi. Yakın zamanda mesele tekrar aklıma geldiğimde, bulup dinledim. Ve gördüm ki, sadece sözleriyle değil, müziği ve sazından çıkardığı tuhaf seslerle de, kendi türü içindeki en sapkın eserlerden birine imza atmış büyük usta. Türk Saykodelik Halk Müziği’nin eşsiz bir örneği…

Hem Mahsuni Şerif, hem de Cem Karaca-Dervişan yorumları internette bulunabiliyor. Buraya yerleştirmek yerine birer linklerini vermeyi tercih ediyorum, çünkü kliplerde fazla yoruma kaçılmış. Mahsuni Şerif versiyonu http://www.youtube.com/watch?v=ZQH1O2ihg9A, Cem Karaca-Dervişan versiyonu http://www.youtube.com/watch?v=Hzz_7vIG-R4 … Cem Karaca-Dervişan versiyonunun sonunda, Mahsuni Şerif’inkinde olmayan, “Harp ola ki zafer gele” diye başlayan bir bölüm var, sanırım bu Cem Karaca’nın eklemesi.

Bu arada, bu kliplere ya da aynı şarkıya kurgulanmış başka kliplere bakınca, bu “yiğitler” lafından herkesin başka şey anladığı anlaşılıyor. Kimi Deniz Gezmiş-İbrahim Kaypakkaya fotoğraflarıyla süslemiş, kimi Atatürk-Kuvayi Milliye temasını işlemiş, kimi de asıl yiğitler olarak Doğu Perinçek ve arkadaşlarını öne çıkarmış. Acaba Mahsuni Şerif, benim anladığım şekilde bir ironi peşinde miydi, yoksa gerçekten birilerinin yiğitliğine methiye mi düzüyordu?

Her durumda şunu akılda tutmakta yarar var: “Fazla ironik olma, gerçek sanırlar.”

, 9 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi