.


17 Eylül 1950, Ali?

Yok.

17 Eylül 1950, Ahmet?

Yok.

Neredeler?

Kore’ye gönderildiler. Amerikan ordusunu kurtarmaya.

Kim gönderdi?

Demokrat Parti, Başbakan Adnan Menderes.

1950’de Kore’ye giden Türk Birliği’nden yüzlerce asker bu topraklardan uzakta can verdi, yaralandı, kaybolanlar oldu.

Orada ne işlerinin olduğunu soramadan.

Genel Başkanlığını Behice Boran’ın üstlendiği Barışseverler Derneği 1950 Temmuz’unda daha askerler yola çıkmadan Türk askerinin Kore’ye gitmesini protesto etti.

Menderes hükümeti ne yaptı?

Daha o akşam Behice Boran ve arkadaşlarını tutuklattı. Suçları ‘‘milli menfaatlere zarar verecek faaliyette bulunmak’’ tı.

1951 TKP Tevkifatı ile de ülkedeki solcu aydınları tutuklattı. İşte gerçek devrimci!

6 Eylül 1955 Agop?

Yok.

7 Eylül 1955, Kirkor?

Yok.

Neredeler?

Öldürüldüler, yağmalandılar. Sağ kalanlar göç ettiler. İstanbul’u, Türkiye’yi terk ettiler.

‘‘Devrimci’’ Adnan Menderes bu yaşananlara ne dedi?

“Efkar-ı umumiye bu olaya hazırdı. Mürettibini aramak gerekmez”

Tam da bir devrimcinin edeceği cinsten bir laf! Velhasıl Rumlar, Ermeniler analarını da alıp doğup büyüdükleri topraklardan ayrıldılar.

Peki dönemin iktidar partisi Demokrat Parti bu olaydan sonra ne yaptı?

Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo’nun olduğu fişlenmiş komünistler i suçladı. Onların hakkında davalar açıldı.

Türk Edebiyatı’nın has kalemi Vüs’at O. Bener Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu 1950’li yılları şu sözlerle anlatıyor:

‘‘Demokratlık paravanasına saklanan iki yüzlü partinin despot iktidarı.’’

Vüs’at O. Bener ve kardeşi Erhan Bener’in bu dönemde tutuklandığını biliyoruz.

Ulus Gazetesi’nin kapatıldığını, Demokrat Parti’ye muhalefet eden yayın organlarının cezalandırıldığı da bilinen şeyler. Bu konudaki en ilginç örnekse; Vur Abasıza adlı mizah dergisini çıkaran Samim Akay, sürekli hapse girip çıktığı için derginin “Sahibi hapishanede olmadığı zamanlar çıkar’’notuyla yayınlanmasıdır.

Murat Zelan güllerden, parkalardan bahsedip devrimciliği anlatmış. Ben düz bir adamım. Metaforlardan anlamam! Benim devrim sözünden anladığım kelimenin kökü olan devirmek fiilinin gerçekleşmesi değildir. İş sadece devirmekle bitseydi o devrimci listesine eklenecek o kadar diktatör var ki, hepsi de kodum mu devirmiş yani. Benim devrimden anladığım devirdiği zorba, zalim düzenin yerine adaleti, hakkı, vicdanı koyma eylemidir. İşte bunu yapana –hangi ideolojiyle, inançla yaparsa yapsın- devrimci denebilir ancak.

Adnan Menderes evet devirmiştir, lakin devirdiği tek parti hükümranlığının yerine kendi baskıcı, sansürcü düzenini kurmuştur. Hülasa deviren de zalimdir, devrilen de .

Zalimlerden birini devrimci ilan etmek olsa olsa küçük zalimi ağabeyine karşı savunmaktır.

Aklıselim olmak, her ikisine karşı da mesafeli olmayı gerektirir. Neden iki gaddardan birini tutmak zorunda olalım?

Murat Zelan ”Devrimci” yi tanımlarken ”Aşağıdan gelip yukarıya diklenenler”  ölçütünü koyuyor.  Adnan Menderes’i de bu kategoriye sokuyor. Lakin aşağıdan gelenlerin de yukarıya tırmandıklarında korkunç birer tirana dönüşebileceğini neden görmezden geliyor.

Cioran’ın sözünü hatırlamakta fayda var: ‘‘Bir inanç uğruna acı çekenden daha tehlikeli hiçbirşey yoktur. En büyük zalimler kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar.’’ Oysa benim devrimcilikten anladığım zalimi deviren mazlumun zulme son vermesidir. O da zulmetmeye başlamışsa mazlumla zalimin yer değiştirmesinden öteye gidilememiştir. Bu durumda mazlumun devrimci olması söz konusu olabilir mi?

Zelan ‘‘Devrim bir vakadır. Devrimci de vakanın kahramanı.’’ diyor. Bir diğer ölçüyü de “halk desteğini kazanmak” olarak belirtiyor. Madem o kadar basit, peki biz Kenan Evren’e neden haksızlık ediyoruz? Onun da bir vaka sı hem de kocaman bir vakası yok mu? Var. O da bu vakanın kahramanı mı? Kahramanı. O da bir iktidarı devirdi mi? Devirdi. Yaptığı anayasayla %92 oy alarak halkın desteğini de kazandı mı? Kazandı. İşte “Zelan Kriterleri”ne  tamamıyla uyuyor.

”Zelan Kriterleri”ne göre, o da bu rengarenk Devrimciler bahçesinin güller açan bir dalı olamaz mı? Olabilir!

O halde Adnan Menderes’e layık gördüğümüz ”Devrimci” ünvanını, aklımızı kaybetmenin eşiğinde,  oldu olacak Kenan Evren’e de verelim. Üstelik Kenan Evren siyasette olduğu kadar sanatta da devrimci!

‘‘Bunları ben de yaparım.’’ diyerek  Picasso’yu da devirivermedi mi?

Hamiş1: Murat Uyurkulak’ı yadırgadım. Bu ülkede onca parkalı nın uğruna canını verdiği, işkencelerden geçtiği, çocuklarına isim olarak seçtiği Devrim’i bırakıp Kibrit demiş. Madem öyle, ben de kibrite, devrim diyeceğim bundan böyle.

Hamiş 2: Murat Zelan’dan bir tek ricam var. Yazısındaki fotoğrafta, hani o esmer babayiğidin üzerindeki parkayı bana yollayabilir mi? Buralar çok soğuk, yazısını okuduğumdan beri de üşüyorum zira.

, 15 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi