.

12 Eylül rejiminin en civcivli günlerinde, hapishanelerde solculara her türlü eziyet çektirilirken, devlet televizyonundan günde bir saat komünizm propagandası şirinlenmesi, ülkedeki en şirin şeylerden biriydi herhalde. Sakalı ve kırmızı beresiyle fena halde Marx’ı hatırlatan Şirin Baba’nın ruhani önderliğindeki şirinler, onların huzurundan ve mutluluğundan nefret eden ve onları birer metaya dönüştürmek için fırsat kollayan Gargamel (kapitalizm) karşısında ortaklaşa hareket ederek kendilerini korurlar, yüzyıllara yayılan hayatlarını sürdürürler, biz de izlerdik.

Şirinlerin, en şirininden bir komünist ütopya olduğuna dair tespitler defalarca yapılmış. Hayatlarında paranın ve dinin olmaması, gönüllü iş bölümüne dayanan hayat tarzları, durmadan çalışan Becerikli Şirin’in de, işi gücü dalga olan Şakacı Şirin’in de şirin kaynaklarından aynı derecede şirinlenmeleri gibi komünizmi çağrıştıran pek çok şey var. Şirin Baba’nın Marx’ı, Akıllı Şirin’in Troçki’yi, Süslü Şirin’in eşcinselleri vb. simgelediği yazılmış (Bu mantıkla, Terzi Şirin de Terzi Fikri’yi simgeliyor olabilir mesela). Girişindeki “iyi çocuk olursanız belki şirinleri siz de görebilirsiniz” cümlesi dahi, komünizm ile ahlak arasındaki ilişkinin metaforu olarak şirinlenebilir.

Şirin Baba’nın bir otorite figürü olup olmadığı konusunda bir tartışmada bulunmuştum bir zaman. Adının sonunda “baba” olmasının getirdiği ağırlık yadsınamaz. Görünürde herhangi bir yaptırım gücü olmasa da, şirinlerin en çok korktuğu şeyin Şirin Baba tarafından kınanmak olması, gizli bir otoriteye işaret ediyor. Tabii bir de diğer şirinlerden farklı olarak sihirbazlık becerisi var. Ama bunu şirinleri cezalandırmak için değil, genelde akıllarının başlarına gelmesini sağlayacak bir takım durumlar şirinlemek için kullanıyor.

Şirin Baba’dan daha problemli olan vaka ise Şirine. Görünüşte cinsellikle ve cinsiyetle hiçbir alakaları olmayan şirinlerin köyünde bir kadının ne işi var? Şirine’nin varlığı, diğer şirinlerin erkek olduğunu düşünmemize neden oluyor, ama aslında erkekliklerine dair bir emare yok, dişiliklerine dair emarelerin eksikliğinin dışında. Tabii ki beyaz taytlarının önünde bir kabarıklık olmasını beklemiyorum (ne de olsa çocuklara gösterilen bir dizi, durup dururken çocukları korkutmaya gerek yok). Ama Şirine’nin ilk göründüğü bölümü hatırlarsanız, şirinlerin onunla karşılaştıklarında, hiç de şehvetli duygular şirinlemediklerini görürsünüz.  Şirinlerin bize benzer şekilde üremediğini de biliyoruz. Bir yerlerden geliyorlar; ya da belki, Brave New World misali, bir yerlerde yapılıyorlar.

Şirinlerde cinsellik, dolayısıyla cinsiyet olmadığını kabul edersek, Şirin Baba’nın sakallarını bir nevi hürmet nesnesi, Şirine’yi de travesti olarak kabul etmemiz lazım. Mantıklı… Ama bir yandan da Donnie Darko’nun dediği gibi “Çükün olmadan yaşamanın ne anlamı var!”

Konuyu, çocukluğumuzun bu şirin kahramanlarının çüklerine getirerek pek çok kişiyi tiksindirdiğimin farkındayım, ama bunu komünist ütopya bağlamında düşünmek durumu ilginçleştiriyor.

Mülkiyetin olmadığı bir toplum yaratabilirsiniz, ama cinsiyet varsa, daha doğrusu eşeyli üreme varsa, eş bulmak için bir yarış ve rekabet de olacaktır. Denklemin içine cinsel rekabet girdiğinde komünal ahengi korumak zorlaşabilir. Çünkü cinsellik varsa, hayattaki en önemli şeydir, hayatta kalmak bile ikinci plana düşer. Doğru dişiyi dölleyebilmek için hayatını tehlikeye atan kahramanlar, pek çok unutulmaz aşk hikayesine konu olmuştur (aşkın  tanımı bundan daha iğrenç şirinlenemezdi herhalde).

Şirinlerin cinsiyetsizliği, çocuksu bir şirinlik olmaktan ziyade, komünist ütopyanın önemli bir unsuru olarak değerlendirilebilir. Belki de mülkiyetsiz, sınıfsız ve çüksüz bir toplum peşinde koşmalıyız. 

Yine de varım, diyorsanız çok esaslı bir komünistsiniz. Donnie Darko’nun yorumu malum…

, 26 Ekim
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi