.

B Planı dergisinin 2013 Haziran’ında yayımlanan üçüncü sayısında, birçok meseleye üstünkörü değindiğimiz, uzunca bir söyleşim[1] çıktı. Tam da beklediğim gibi, okur-yazar çevrelerden, fakirin bu hezeyanlarına cevap veren çıkmadı. Daha önce de söylediğim gibi, fikir Türkiye’de tartışılacak son şeydir. Bunda şaşılacak bir şey yoktu. Bu suskunluğu bozan tek ses, şirretliğiyle herkesi susturup şiir çevresinde kendine muhkem bir mevzi yaratma başarısıyla maruf Hakan Arslanbenzer’den geldi:

2013-07-13-01

Şair değildim, —en azından onların da anlayacağı anlamda— şiir eleştirisi yapmıyordum, şuaranın, üdebanın kişisel kavgalarında zinhar yer almamıştım. Bu hakareti hak etmiş ne yapmış olabilirdim? Arslanbenzer’in hakaretine uğramama sebep olan bölüme bir bakalım:

“İkinci Yeni’den bu yana, Müslüman şairlerle profan (ya da en azında bir dindarlık işareti taşımayan) şairlerin şiirlerini birbirinden poetik olarak ayırt etmek imkânsız hâle geldi. Fark sadece kelime dağarcığında, ıstılahlarda açığa çıkıyor. Yani “queer” bir şiirdeki “müstehcen” kelimeleri dinî, manevî kelimelere dönüştürdüğünüzde, İslamcı şairlerin yazdığı şiire ulaşabilirsiniz. Buradan hareketle önümüzde üç ihtimal beliriyor: Ya profan, “queer”, Marksist “görünen” şairler de aslında İslamî bir akaide bağlılar, ya bizim İslamcı bildiğimiz şairler hakikatle pek de sahih bir ilişkiye sahip değiller, ya da aslında çağımızda hiçbir şair, yaptığı sanatla hakikat arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırmıyor, sadece çağın egemen, genelgeçer estetik ölçütlerine uygun eserler veriyor. Ben tercihimi üçüncüden yana kullanıyorum.”

E, adam haklı beyler! Sen yıllarca ağzından salyalar saçarak, küfürler savurarak, şerrinle koskoca bir camiayı sindir, elindeki son sermayeyle derme çatma bir dükkân aç, —hem de modern şiire intibak edemediğini sürekli deklare eden— zıpçıktının biri gelsin, bir cümlede ortaya “bambaşka” bir fikir koysun. Dükkânının önü kapatılan her esnafın atacağı çığlık, Arslanbenzer için de meşru hale gelir, tabii ki: “Tezgâhın önünü kapatma canım!”

Ortada bir fikri karşı çıkış olmadığı üsluptan belliydi ama fakir yine son hüsn-i zanla yoklayayım dedim:

2013-07-13

Hüsn-i zannı ahmaklığa vardırmamak gerektiğini o gün öğrendim.

Bu kadarı fakir için kâfiydi: Arslanbenzer’in terbiye ve ahlak yoksunu bir ahmak olduğu bir kez daha görülmüştü. Edebiyat çevresinden dostlar, “onun ne olduğunun zaten ortada” olduğunu, deliyle deli ya da ahlaksızla ahlaksız olunmaması gerektiğini nasihat edince sustum. Bu “edebiyat çevresi” hakkındaki fikirlerimi de birazdan söyleyeceğim; şimdilik burada da susalım.

Bu meseleden beş ay sonra, Twitter’da kendisine söyleşim gösterilip fikri sorulunca[2] şöyle dedi:

Garip: Beş ay önce söyleşisini okuyup adıyla hakaret ettiği adamı tanımaz olmuştu Arslanbenzer. Kendisinin akıl sağlığı hakkında türlü rivayet dolaşsa da demans için henüz erken olduğu ortadaydı. Peki, ne yapmaya çalışıyordu aslancık? Şair burada tecahül-i arifini sanatını bir tahfif olarak kullanıyordu: Ay, bu da kim, canım; tanımam etmem bunları ben!

Sanırım soruyu soran şaşırıp “Niye mal dedin, abi?” diyor ki Arslanbenzer mallığımı izah ediyor:

Karşısındaki sanırım şerrinden korkup “Nerede bu sözü ben buldum demiş” diyemeyip “Kim söylemiş 1966’da?” diyor ki Arslanbenzer kaynağımı ifşa ediveriyor:

Sonra da mallığımı tescilleyecek hüküm cümlesiyle fakiri mağlup ediyor:

Bunları da sessizce dinledim. Herkesin önündeki yazıyı —bırakın çarpıtmayı—, iması dahi yapılamayacak “bu fikri ben buldum” iddiasıyla çarpıtabilen ve bunu da hakaretle yapan bir arsıza laf anlatılabilir miydi? “İfhamü men lâ yefhem” bile ölüyü diriltmekten zorken, anlamak istemeyene ne yapılabilirdi, Allah’tan ıslah dilemekten başka?

Dört ay sonra Arslanbenzer’i “yarım akıllanmış” halde görünce bir kez daha şaşırdım:

2014-04-24-01

2014-04-24-02
On ay önce “yarım aklıllı”, dört ay önce de “mal” olduğuma hükmetmesine sebep olan fikirlerimin acemice, üslupsuz bir taklidini savunması neye alametti? Dört ay önce demans için erken demiştim ama bu sefer iş başkaydı: İnsan hiç dört ay önce hakaretle karşı çıktığı fikirleri kendi fikri gibi savunur mu? “Bana ne canım” dedim, “deliliğin bütün türlerini bilmek mi zorundayım”, bir tür deli işte! Yine sustum.

Taa ki bu hafta Türk-okur yazarının kepazeliğine —bu defa ayne’l-yakin— şahit olana kadar: Bir takım edebiyatçı, yaptığım bir konuşmanın basın bülteninde geçen bir ifadeden dolayı, bir istihza ve tahfif hareketi başlatmış, fakiri sosyal medya çakallarının önüne atmıştı[3]. Yazıma cevap vermeye tek yeltenen Selçuk Orhan oldu. Özür dilemek yerine, hâlâ ortada bir eleştiri olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. İstihza ve tahfif etmeden ve buna gereken cevabı almadan onları yazsaydı, Selçuk’un yanlış anlaması tartışılabilirdi. Oysa Bor’un pazarı geçmişti; eşek Niğde’ye sürülmeliydi. Bir de kılıcı çekmiş olduğum halde kendisini kesmediğimi, kılıcın yanıyla bir şaplak vurup gönderdiğimi bile anlamamış bir acemi Twitter’dan laf kalabalığıyla fakiri yıldırmaya çalıştı. Bu süreç de fakir için öğretici oldu.

Yukarıda değineceğimi söylediğim “edebiyat çevresi” bu sırada ne yaptı, peki? Bir iki kişinin sönük “Bunca hakarete ne gerek var”, “Durun bakalım, adam ne demiş” fısıltılarından başka ses gelmedi. Şirret ve lafazanlıkla sinmeyip yalancılığını ortaya koymama rağmen, biri de çıkıp demedi ki “Ya hu, adam yalancı diyor; notu yayımla görülsün diyor; ne diye hâlâ konudan sapıyorsun”. Ne diyen oldu, peki? Tarafsızlık ve nesnellikle bunun bir ağız dalaşı olduğunu ve bu dalaşmanın ülkeden umudu kesmeye yettiğini söyleyenler oldu.

Dostlar! Akademik çevrede ilişkilerin nasıl “döndüğünü”, dergiciliğin nasıl bir denge gerektirdiğini, yayıncılık camiasındaki al takke ver külahın nelere yol açtığını, hangi birinizin diğerinin tavuğuna niye “kışt” diyemediğini hem biliyor hem de anlıyorum. Bu yüzden “neden benim yanımda değilsiniz” demem. Yeter ki tarafsızmış gibi görünüp ortadan konuşarak fakiri ahlaksız, arsız, edepsiz zevatla aynı seviyeye indirmeyin. Sussanız yeter! Yok, “network”ünüz sizi aleyhime konuşmaya icbar ediyorsa, o başka. Ekmeğinize bakın.

Bu arada “yarım akıllı” hale geldiğini düşündüğümüz Arslanbenzer, dün gece yine fakiri andı:

2015-04-19-01

Hazır hadsize had bildirme sezonunu açmışken bu hesabı da kapatayım dedim. Arslanbenzer dün (sanırım Karagöz’ü) kastederek şunu sordu:

2015-04-19-02

Hakan Arslanbenzer, tabii ki benim karşımda olacaksın. Çünkü ben nerede duruyorsam sen onun topyekûn düşmanısın. Allah seninle aynı safa düşmekten beni muhafaza buyursun.

Merak eden herkes için kim olduğumu, kimden olduğumu müsaadenizle cevaplayayım: Türkmen Alevisi emekçi bir ailenin evladıyım. İstanbul’un göbeğinde, bir gecekonduda büyüdüm. Hiç solcu olmadım, sağcı da olmadığım gibi. Delikanlılığımı Komünist Parti saflarında faşizme karşı mücadele ederek harcadım. Bolşevizmin işçi sınıfı üzerinde yeni bir burjuva-küçükburjuva tahakkümü inşa ederek devlet kapitalizmine vardığını görerek Parti’den ayrıldım. Sınıfın en alt katmanından başlayacak konseyci bir sosyalizm için tersaneye, fabrikalara koştum. Kariyerini bırakıp benimle işçileşen bir avuç yoldaşımla bir şeyler yapmaya çalıştık, yenildik. Bolşevizm eleştirisinin ardından, ideoloji denen şeyin ne mene bir şey olduğunu anlamaya çalıştım: İdeolojinin modern zamanlarda dini ikame ettiğini gördüm. “Yanılsamalar”dan “mistifikasyonlar”dan ve “tersine döndürmeler”den kurtulup hakikatin peşine düşünce irfanla tanışmış oldum. Elan o mektebin tembel ve ahmak bir talebesiyim.

Velhasılıkelam, hiçbirinizden değilim! Allah’ın günahkâr bir kulu, fahr-i alem efendimizin asi bir ümmeti, hanedan-ı ehl-i beyt-i Mustafa’nın (Allah’ın selamı onun ve pak ehl-i beytinin üzerine olsun) ayağının türabı ve ariflerin kapısının bir köpeğiyim, elhamdülillah.

[1] Meraklısı daha sonra şuradan okuyabilir: “Bazı Güncel Meseleler Hakkında”

[2] İlk “tweet”in soru olmadığını, söyleşimin linkinin paylaşıldığı bağımsız bir ileti olduğunu öğrendim. Düzeltmiş olalım. Diyalogun yarısı  silindiği için, karşı tarafın sorularını tahmin etmeye çalışıyorum.

[3] Meseleyi ve fakirin cevabını şuradan okuyabilirsiniz: “Aklın kolektif sukutu: Türk okur-yazarının sefaleti”

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi