Geçenlerde İstanbul’da Esenler Belediyesi’nin öncülüğünde yaklaşık 42 bin kişinin katılımıyla rekor bir iftar gerçekleşmişti. Milletimizin hayırda yarışma refleksi bu zamanlarda tavan yaptığı için Ankara da İstanbul’a karşı bir hamleyle cevap verecekmiş. Ankara’da faaliyet gösteren 10 platform hayırseverliklerine yakışır bir telaşla başkentte 50 bin kişilik bir iftar yemeği gerçekleştirmek için harekete geçmiş. Sağ olsunlar, var olsunlar.
Geçenlerde, bir vesileyle Thomas Bernhard’ın Mahler’le ilgili görüşlerini yazmıştım. Mahler’in, bir anlamda modern çılgınlığın ilk örneği olan, en uzun senfonisine benzer bir rekora imza atan arkadaşları tebrik etmek istedim. Thomas Bernhard’ın ifadelerini biraz değiştirerek kendilerine saygılarımla arz ediyorum.
Düşünün bir kez arkadaşlar, Ramazan tarihinin en tuhaf takıntılarından birini gerçekleştirme hırsının ne anlama geldiğini. Herhalde sizin dışınızda, elbette Mahler Müslüman olmadığı için bu şeref sizin, kimsenin aklına böylesi bir saçmalık gelmezdi. Bazıları sizin Türkiye’nin en hayırsever insanları olduğunuzu söylüyor, söyleyecekler. Fakat hiç kusura bakmayın çok gülünç bu. Tamamen bilinçli olarak sırf İstanbul’da gerçekleştirilen bir siyasi istismarı geçebilmek için elli bin kişilik bir iftarı tüm milletin gözüne gözüne vurarak düzenleyen adamlar her zaman gülünçtür. Belki biraz ağır olacak ama Ramazan sevinci, bereketi, huzuru sizinle birlikte mutlak biçimde bambaşka bir yöne evrildi. Salt kitle isterisine katkı sağlayacak olan bir reklam ve propaganda…
Şimdilerde yolu Beyoğlu’na düşen insanları heyecan verici ilginç bir sergi bekliyor: Madde-Işık sergisi. Borusan Müzik Evi’nde küratörlüğünü Richard Castelli’nin yaptığı bu sergi gözalıcı, zihin açıcı, ruh gevşetici yapıtları izleyicinin ilgisine sunuyor. Yoğun ilgiden dolayı Pazar günleri de açık olan serginin broşüründe şu bilgilere yer verilmiş:
“MADDE-IŞIK sergisi, medya sanatında sezgiye, fizikselliğe ve duyulara dayalı, insan vücudunu sanat deneyiminin merkezinde tutan yeni yönelimlere tanıklık ediyor ve elektronik akademizmi kenara itiyor. Yapıtların bazıları madde ve ışığın işbirliğine dayalı deneyimler sunarken, bazıları bu iki öğe arasındaki sürtüşmeden doğuyor. Kiminde Madde Işık’a, kiminde Işık Madde’ye dönüşüyor.”
Gözlerinin feri sönmemiş olanlara hararetle tavsiye edebileceğim bir sergi.
Berlin Duvarı yıkılmadan evvel Christoph ve Wolfgang Lauenstein isimli Batı Almanyalı iki kardeş tarafından hazırlanan bu animasyon 1990 yılı Oscar’ının da sahibi. 7 dakika sürüyor ve her izlediğimde arka planda çalan başka bir müzikle başkalaşan düşüncelere sürüklüyor. Biraz sıkabilir, elleme sıksın.
Jonas, genç ve yetenekli bir savunma avukatıdır. Gedikli bir hukukçu olan babası Peter, bir trafik kazasında ölmüştür. Jonas, hukuk firmasında, babasından boşalan yere talip olur. Camilla ile Jonas’ın soğuk fakat sevgiye dayalı bir evlilikleri vardır. Bir arkadaşı, Jonas’ı akşam gezmesine çıkarır. Gece kulübüne giderler. Adamımız kulüpte Louise’yle tanışır. İçer. Sabah gözünü bir otel odasında açar. Banyoda Louise’nin cesedini bulur. Otelden kaçar. Eline bir zarf ulaşır. Zarftaki DVD’de, Jonas’ın Louise’yi boğduğu bir video kaydı vardır. Jonas’ın koyu matemi, rezil bir kabusa dönüşür. Bundan sonra bol bol kaçacak, fidye ödeyecek, kılık değiştirecek, polis öldürecek ve neler olup bittiğini anlama umuduyla çırpınacaktır.
Kandidaten, sıkı bir gerilim filmi. Başrolde Nikolaj Lie Kaas var. Denk getirebilirseniz izleyin.
Kandidaten [The Candidate]
Yön.: Kasper Barfoed
Sen.: Stefan Jaworski
Oyn.: Nikolaj Lie Kaas, Ulf Pilgaard
Yapım: Danimarka, 2008
Brothers of the Baladi’den Türkçe bir şarkı. Müzik tatlı, şarkı ballı, yorum şeker.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Yıllar öncesinden sözleştik, kimse almazsa, biz birbirimizi alacaktık. O tilkiydi ben karınca, o lunaparktı ben karaya ayak basmış şamandıra. Birer bardak da meyva suyu vardı biz bunları konuşurken masanın üstünde. İçtik, kutsal su muamelesi yaparak ekşi vişne suyuna. Kutsal olan vişne kısmıydı nasılsa.
Belki 1950′lerdeyim, bir Ortadoğu şehrinin en yüksek binasıyım, dört bi yana düşüyor gölgem, yorgun. Dünyanın küçük bir maketiyim, bir yanım yazsa, öbür yanım kış. Çökmeden hemen önce kapatıyorum kapıları, içeride kalanlarla bir hayat kurmam lazım şimdi.
Topluiğne gibi, çivi gibi, ucu sivri şeyler gibi içeride kalan insanlar, çoğunluğu böyle. Battığı yerde büyüyor.
Ona kendimi hatırlatan, bir mektup yazıyorum, gönderiyorum, ulaşmıyor. Evlerde kimse durmuyor, postacılar evlere uğramıyor.
Anıların çenesi kilitleniyor ısırınca, ya senden kopuyor bir parça, ya anılar kopuyor. Anadolu’da başıboş gezen bir trene bağlanmış ayaklarından anılar, Anadolu’ya dağılıyor sanki parça parça. Bazı kokular yayılıyor bu parçalardan, kiminden ekşi et kiminden lavanta.
Hatırlıyor beni, yıllar önce ayırıp, almayı unuttuğu kitabım ben çünkü. Bardağın altı akıyor, çürük vişne rengi son sayfadan ilk cümleye kadar bulaşıyor. Sanki kitap kanıyor, ben kanıyorum. Yanlış anlama, film o film, biliyorsun sen de. Yıllar önce buraların en yüksek binasından ilk atlayan insanın gözleriyle düşüyorum aşağı, yükseklik hızla biten bir şey, içim rahatlıyor.
Beklemeye devam ediyorum.
Bayram tatiliyle birleştirerek yurtdışı turlarına katılak. Dubrovnik çok güzel diyorlar mesela, hem de vizesiz. Normalde bayram zamanı yer bulmak sorun olur ama bu sefer duyduğuma rezervasyonlar yavaş gidiyormuş.
9-10 Eylül’de Olimpos’ta rock festivali var, Duman falan çalacak. Oraya gidip, tatili pazar gününe uzatak.
Yaz boyu çok kalabalıktır diye gitmeye çekindiğimiz, civardaki sayfiye yerlere gidek. O gün çok kalabalık olmayacak gibi geliyor bana. İstanbullular için Adalar, Polonezköy falan güzel seçenekler. Alkol tedarikini önceki günden yapmak lazım, o gün zorluk çekilebilir.
Ailecek pikniğe gidek. Ama dans kareografisini önceden hazırlamakta yarar var, doğaçlama zor olur.
Bütün gün uyuyak.
Dalgalanak da durulak.

''İneği de al yeğen...'' David Lynch
Üniversite yıllarımda üç adam ve bir film peşimi bırakmadı. Tarantino, Kubrick, Lynch ve Dövüş Kulübü. Üniversite öğrencisiyseniz ve az çok sinemasever bir çevreniz varsa Tarantino, Kubrick, Lynch ve Dövüş Kulübü kabusunuz olabilir. Gidilen her öğrenci evinde ya Dövüş Kulübü ya da Pulp Fiction posterleri muntazam biçimde asılıdır. Öğrenci evine Dövüş Kulübü posteri asmak devlet dairesine Atatürk resmi asmak gibi bir zorunluluktur.
Bu dördünün içinde en ayrıcalıklı yere sahip olansa David Lynch’ti. Filmleri üzerine başlayan, imgesi bol, göndermesi gani tartışmalar ‘Abi Lynch işte ya’ (yapmış yapacağını manasında) sözleriyle sona eriyordu. Herkes doya doya ‘Özne’, kana kana Lacan diyordu.
O yıllar bu tuhaf filmlerin gizemli yönetmenine hayran adamları dinlemekle geçti. Ozu’ya Bresson’a hayran birine rastlamadım. Bir kişi vardı aslında. O da bir moğoldu, adı Bodi. Üniversite okumaya gelmişti. Babası Ünlü Rus yönetmen Kuleshov’un öğrencisi ve Moğolistan’ın tanınan yönetmenlerinden biriydi.
2009’da İfistanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilen, David Lynch’in gündelik hayatı ve film yapma sürecini konu alan bir belgesel, fanatik Lynch hayranlarını sanırım bir parça üzdü. “Lynch: Perdenin Arkasında” adlı belgeseli izlemeye gelen genç hayranlar ‘Ne umduk ne bulduk’ diyerek çıktılar salondan. O eksantrik filmlerin uçuk yönetmeni; hali, tavrı ve konuşmalarıyla sıradan bir adam görünümündeydi. Bacaklarına uzun gelen bol pantolonuyla David Emmi’ydi adeta . Çizgili bir tişört giyip, cebine bir Maltepe bir de çakmak koysa her şey tamamdı. Belgesel boyunca yogayı ve meditasyonu övüp zamanının büyük bir kısmını bu aktivitelere ayırdığını anlattı. ‘Çok faydasını gördüm yeğen, sen de başla.’ minvalinde tavsiyelerde bulundu izleyicilere. Sanırım o, filmlerini çekerken, hayranlarınca filmlerine atfedilen şeyleri pek önemsemiyordu.
Sonlara doğru, o sıra üzerinde çalıştığı Inland Empire için kast ajansını arayıp, istediği oyuncuları sipariş etti, tam bir emmi üslubuyla: ‘ bir sakat kız, bir örümcek maymun bir de cüce lazım.’
İki ekmek, bir de süt der gibi…























