Birinci Sezon:
Adamın biri bir gün bir marketten birkaç başka şeyle birlikte bir şişe kola alır. Eve gelir gelmez bir bardak kola doldurur ve afiyetle içer. İkinci bardağı doldururken şişenin içinde rulo şeklinde bir kağıt olduğunu farkeder. Merakla kağıdı çıkarır. Kağıtta şu yazmaktadır: “Ludwig, Amadeus’u bul.” Adam heyecandan bardağı devirir. İçerden bir kadın sesi gelir:
“Ay o ses de ne? Ludwig sen mi geldin yavrum?”
Dünyanın dört bir yanında buna benzer olaylara şahit oluruz. Birçok kişi aldıkları değişik ürünlerin içinde kimlerle buluşmaları gerektiğini söyleyen rulolarla karşılaşmaktadırlar. Her rulocu arayışa koyulur. İpucu veren rulolar gelmeye başlar. Ardından yavaş yavaş birbirlerini bulmaya başlarlar. Bir süre sonra internetin de yardımıyla hepsi birbirini bulur ve değişik mekanlarda zirveler düzenlemeye başlarlar. Fakat rulolar kesilmiştir. Birgün ruloculardan birinin (Saadettin) aklına bir fikir gelir. Kendisi bir kağıda “Ne yapmamızı istiyorsun, neden biz? Benim artık canım sıkıldı.” yazar ve rulo şekline getirip rastgele bir marketteki rastgele bir reçel kavanozunun içine atar. Diğer ruloculara da aynı şeyi yapmalarını tembihler.
Ertesi gün Saadettin’i önce market alışverişinde; ardından da evinde, aldığı ürünleri açarken görürüz. Hiçbir üründe hiçbir rulo çıkmamıştır. Canı sıkılmıştır. Karpuzu yarar bir de ne görsün, karpuzun içinde bir rulo. Ruloyu açar. Okumaya başlar. Biz izleyiciler mesajın sadece ilk cümlesini görebiliriz:
“Reçel için teşekkürler.”
İkinci Sezon:
Bu sezonda birçok rulocu böyle haberleşmeye başlar. Hiçbirinin rulosunda ne yazdığını göremeyiz artık. Aynı zamanda ölümlerle karşılaşmaya başlarız. Neredeyse her hafta bir rulocu öldürülmektedir. Ruloları kim gönderiyor sorusuna haftaya kim ölecek, katil kim gibi sorular da eklenir ve bir sezon da böyle geçip gider.
Üçüncü Sezon:
Bu sezonda rulocular ikiye bölünür. Mesajlarını turşu, salça, konserve, şokella gibi kavanozlu ürünlerden alanlarla; kola, meyve suyu, vs… gibi şişeli ürünlerden alan rulocular iki ayrı grup oluşturmuştur ve aralarında savaş başlamıştır. Her iki grupta da diğer grubun köstebekliğini yapanlar olduğunu öğreniriz. Kim köstebek kim değil diye düşünürken, birgün bütün ruloculara aynı mesaj gelir: “Kavgalara son verin. 25 Ağustos’ta Konya Ovası’nda bekliyorum.”
Büyük gün gelmiştir. Bütün rulocular Konya Ovası’nda beklemektedirler. Hafiften bir rüzgar başlar, gittikçe şiddetlenir, kum fırtınasına döner. Fırtına dindiğinde yerde dev bir kapak gözükür. Konservecilerle şişeciler arasında, bunun dev bir konservenin mi, yoksa dev bir şişenin mi kapağı olduğu yönünde sürtüşme çıksa da nihayetinde kapağı açmaya karar verirler. Kapaktan market personeli kıyafetli dev bir insan çıkar ve göğe yükselir. “Başlayın!” der yumuşak ve uhrevi bir sesle. Kimse bir şey anlamamıştır. Bir rulocu (Sergey) sorar: “Neye başlayağız?”
“Neye mi? Tabii ki halaya. Haydi kollarınızı birleştirin ve halay çekin. Halay kardeşiliktir, halay güçtür, halay hayatın anlamıdır.”
“Nasıl yani, bu yüzden mi öldü bunca insan?” diye sorar rulocu Giacomo.
“Ölenlerin boyları ya çok uzun ya çok kısaydı, halayın ahengini bozacaklardı, o yüzden öldüler. Ayrıca üzülmenize gerek yok, zaten vadeleri de dolmuştu.”
Rulocu Johann cebinden bir mendil çıkartır, kolunu yanındaki rulocu kardeşinin omzuna atar, mendili sallamaya başlar. Halay dalga dalga yayılır. Herkes çok mutludur.
SON.
Not: Birkaç değişik gizem daha bulunup sezon sayısı arttırılabilir. Ayrıca ilk olarak sezon 2′den başlanıp, sezon 1 flash backler’lerle anlatılabilir.