Yıllar yıllar önceydi. Şizofrengi diye harika bir dergi vardı. Fatih Altınöz’ün çekip çevirdiği bu güzelim dergide, Ah Muhsin Ünlü’nün şiirleri yayınlanırdı. Yıllar yıllar sonra şimdi, Fatih Altınöz ve Ah Muhsin Ünlü, Afili Filintalar kubbesi altında yeniden birarardalar. Bu anlamlı kavuşmanın şerefine, Ah Muhsin Ünlü’nün Gidiyorum Bu namlı kitabında yer almayan bir eserini sunuyoruz…

El ve dağ buğu sesi

“merhaba sevgili öğrenciler” -doç. dr haluk gürgen-

tam dört yıldır yazıyorum
ne yazdıysam beni bastın
allah sağlığın arttırsın
ölme e mi şizofrengi!

reklama hiç vermedin yer
insanlar bir halt sandılar
bunlar post-modern tezgahlar
c.i.a. mısın şizofrengi?

bazen eksilttin bir dizem
bazen uydurdun kafandan
asla basmadın tamamdan
patla e mi şizofrengi!

ben gidiyom herhal dönmem
zaten sıkıldı okurlar
yeni gençlere fırsatlar
tanı e mi şizofrengi!

Ne olduysa iki yıl önce oldu. Daha önce bir şeyler olmuyor muydu? Oluyordu elbette, ama iki yıldır olanları düşününce daha öncekilere gülüp geçiyorum. İki yıl önce reklam sektöründe –ne demekse- üst düzey yöneticiydim, değerli eşim de benimle aynı işyerindeydi. Patronla da iyiydi aramız, ailece görüşürdük. (Ailece görüşme: Erişkinlerin yemek masası başında dolaylı, çocukların televizyon başında dolaysız bir şekilde birbirlerine laf sokmasıyla gelişen bir görüşme biçimi.)

İki yıl önce, biz patronla ailece görüşürken memlekette kriz çıktı, ekonomi bunalıma girdi. Ekonomi bunalıma girince patronların aile görüşmeleri azalmaya, soluk alış verişleri artmaya, gözleri kanlanmaya başlar. Benimkinde ayrıyeten homurdanma da başladı ve takiben kafesin kapısını açıp dışarı maymun salmaya başladı her gün. Ben dışarı salınan beşinci maymunum, bana kısaca “Bekir” diyebilirsiniz. “Peki Bekir sen maymun musun?” diye sorarsanız, “E maymunuz biyerde…” diye cevap veririm size . “Peki Bekir sen havadar bir ortama salıverildiğin saatlerde değerli eşin neredeydi söyler misin bize?” diye sorarsanız, “O salınmadı, içerde kaldı.” derim size.
Yazının devamını okuyun. »

KAMİKAZE MÜEZZİN

Mutluluk mu, bilgelik mi, seçimini yap.
Faniliğin evrendeki dandik yankısı,
kesintisiz şantajın verdiği azap
alnımızın fosforlu çiviyazısı.

Erdiğin duyulursa çıkarsın ermişlikten
ücralığı nimet say, jurnalci kitleden kaç
nice sakınsan da infaz parazitinden
bulamazsın vicdanına uygun bir tıkaç.

Keşke sen de var olsan, ben düşününce.
Bu dünya korkunç  fakat öğretici de
masumiyet kodesinden firar eylesek
bizim olsa karaya vuran mat gölge.

Varsın zangırdasın tabiatın  çatısı
sahibine ulaşsın da yollanan her öpücük.
Emperyalistler kendi derdine yansın
İkimiz hayırlı bir iş için öldük.

1. narkoz edebiyatı

İki türlü edebiyat var, bir narkoz edebiyatı bir de adamı yakadan tutup silkeleyen edebiyat. İkincisinin tanımı yok, kanıtları var. Narkoz edebiyatınınsa belli başlı temaları var, misal, mühim olan insanın içine yaptığı yolculuktur, herkes kendi yolunu kendi bulur. 500 lira asgari ücretle çalışıyorsan kendi yolunu nah bulursun! Güzel bir aşk yaşayın, aşk sizi kurtarır. Bu düsturla yola çıkıp dayak yemiş çok adam tanıyorum.
Yazının devamını okuyun. »

İyi akşamlar.

Sana da. Ama neden böyle başladın söze.

Bilmem. Gerçek bir diyalog havası katabilmek için olmasın?

Neden? Şöyle ağır, havalı sözlerle, etkileyici bir giriş yapsaydık ya.

Yahu, dilini tutan mı var! Buyur söyle.

“Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır.”
Yazının devamını okuyun. »

Güzün son demleriydi. Akşamın da… Caz ezgilerine trompetin hâkim olmaya başladığı zamanlar hemen hemen, gecenin başlangıcı… Yağmur damlaları uzun uğraşlardan sonra boydan boya ıslatmayı başarmıştı şehrin caddelerini. Lacivert gökyüzü ve neonlar… Bunun gerçeğin ta kendisi olduğunu bilmeseniz, bir kara film başlıyor diye düşünürdünüz. Ama başlayan bir şey yoktu; sadece akıp giden bir şey vardı; sizin efkarlı pozlar takınıp adına “hayat” dediğiniz o tuhaf şey!
Yazının devamını okuyun. »

[singlepic id=3 w=320 h=240 float=]