F In Exams (Nasıl FF Alınır) Şubat 2011’de yayımlanan bir kitap. Lise öğrencilerinin sınavlarda verdiği bazı tuhaf (yanlış diyemeyeceğim) yanıtlar derlenmiş. Benzer bir çalışma ülkemizde Ahmet Gülüm tarafından “Dikkat Yazılı Var” adıyla yayımlanmış ve çok sevilmişti. Richard Benson’un bu kitabı bizimkisi gibi çok tutmuş ki ikincisi “F For Effort (Daha Çok Çalışmalısın Yavrucuğum) adıyla çıkmış.

Richard hocamızın bu derlemesinden bazı soru-cevaplar aşağıda. Hiçbirini kendim uydurmadım. (Belki çeviride bu öğrencilerle birlik olmuş gibi hissetmiş olabilirim) Amerikalı lise öğrencilerinin durumunu değerlendirmek size kalıyor. Yerinizde olsam “amma salakmışlar” demeden önce biraz gülerdim. Güldükten sonra da birilerinin öğretmenle dalga geçtiği anlaşılıyor zaten.

 Kireç ile kumu birbirinden ayırmaya yarayan sürece ne denir?

“Flört.”

Suyun buharlaşma sürecine ne ad verilir?

“Diyalog.”

İnsan kulağının duyabileceği en düşük frekanslı ses nedir?

“Fare.”

İnsan kulağının duyabileceği en yüksek frekanslı ses nedir?

“Mariah Carey.”

Adam kolunu kesti. Kolundan kan fışkırdı ve rengi açık kırmızıydı. Bu neyi gösterir?

“Adam robot değildir.”

Hawai adalarında 500 çeşit meyve sineği bulunmasının nedeni nedir?

“Yaklaşık 500 çeşit meyve olmasıdır.”

Termodinamiğin birinci ve ikinci yasası nedir?

“Termodinamiğin birinci yasası termodinamikten bahsetmemektir. Termodinamiğin ikinci yasası termodinamikten kimseye bahsetmemektir.”

Mark ile Mary toplamı 300 kişi olan onuncu sınıflardan birer öğrencidir ve dönem arkadaşlarının en sevdiği rengin hangisi olduğu hakkında bir araştırma yapacaklardır. Mark 150 öğrenciyle, Mary ise 30 öğrenciyle anket yapar. Mark “Benim araştırmam Mary’ninkinden daha gerçekçi” demektedir.  Mark neden haklı olduğunu düşünmektedir?

“Çünkü Mark bir erkektir.”

2(x+y) denklemini açınız.

“2(x+y)

2 ( x + y )

2  (  x  +  y  )

2    (    x    +    y   )”

Ortabatıdaki tarım türlerinin dağılımını açıklayınız.

“İnekler ve domuzlar farklı alanlarda yetiştirilmektedir. Böylece birbirlerini yememektedirler.”

Kutuplarda yaşayan 6 hayvanı sayınız.

“2 kutup ayısı, 4 fok balığı.”

Berlin duvarı niçin inşa edilmiştir?

“Almanya Çin ile rekabet etmekteydi.”

1980’lerde dünya barışını tehdit eden en temel unsur neydi?

“Heavy metal. Çünkü çok gürültülüydü.”

Romalıların en büyük başarısı nedir?

“Latince öğrenmeleri.”

Mahatma Gandhi ve Genghis Khan’ın ortak özellikleri nedir?

“Tuhaf isimleri olması.”

Sokrates kimdir?

“Sokrates en meşhur Eski Yunan öğretmenlerinden biri olup, sokaklarda dolaşıp insanlara öğütler vermiştir. Onu öldürdüler. Daha sonra kendisi aşırı doz zehirli evlilik alması nedeniyle ölmüştür. Öldükten sonra kariyeri hızlı bir düşüşe geçmiştir.”

Diktatör kime denir?

“Bağırarak konuşan kişiye diktatör denir.”

2. Elizabet tahta çıktığında ilk olarak ne yapmıştı?

“Oturmuştu.”

http://www.amazon.com/Exams-Very-Totally-Wrong-Answers/dp/0811878317

“Bazı insanların harika bir aforizma üretmiş gibi bir de altına isimlerini yazmalarından nefret ediyorum. Gerzekler…”

Murat Karaca

• Gofretten nefret ediyorum çünkü kafiyeli.

• Tabeladaki okun ana fikrini kaçırmayın; istikamet gösterenler sivri yanları olanlardır.

• Protokolün gelmediği dolu tiyatro salonu alnı açılmış kalender bir insana benzer.

• Avuç çizgilerime bakan falcı iki kere evleneceğimi söyledi. “Üçüncü karım aynı fikirde değil” dedim.

• Üstün zekâlılar birliğine katılmak isteyenler şunu iyi bilsin; hep telesekreter çıkıyor.

• Gömlek cebinde kalan kâğıt peçetenin yayıl-parçalan vizyonunun kapasitesini çamaşır makinesini açana kadar, pantolda unutulan peçetenin kuru(m)sal bir yaratığa dönüşme potansiyelini elini cebe atana kadar bilemezsin.

• Daha çok televizyon satmak için aile, daha çok tornavida satmak için komşuluk öldürüldü.

• Karınca file “çekil önümd-” demiş.

• EKŞİ ve TURŞU kelimelerindeki ses benzerliği diğer Ş’li kelimelerde bir beklenti yaratıyor.

• Tuvaletleri kilitli olan plajda öfkeli bir emekli fizik öğretmeninin WC BOZUK tabelasının altına DENİZ SUYUNUN KALDIRMA KUVVETİ FAZLADIR yazdığını gördüm.

• Kanun çalıyorum diye kandırıp orkestranın köşesinde seri pazıl yapan sanatçılar var.

• “Televizyon kumandasının hiç basılmayan alt tuşları gibiyim” dedi Aleksi Pavloviç. “Renkli ve güçlüyüm ama hiçbir şeyi değiştiremem.”

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

BAKARSIN *

kalkıyorum, üstüm başım lacivert benim gibi
hiç uyanmadan gideniniz oldu mu işe
bugün gereklilik yarın ise kurmaca
dün oyun oynadı size
ben sonra olmak hali içime doğru üflendim
kamış sandım su gitti çiğ gök kaldı geride
şimdi ıslak taşındım kalbimdeki keçeyle

kirli bir oda açtın bana sular çıkan evlerine doğru
yumurta çaldım hıçkırmak için ama kar çok yağıyordu
ne fena salıncaklar kayboluyordu çatıların üstünden
kanepeye sızmış gözler günaydından bozma
vaktim varsa buluşulacak sobaya en yakın köşeyle
konsere gidilmeyecek, sinemaya gidilmeyecek
kira verilecek, beddua alınmayacak
ekmeğin yeri değişecek en fazla miktarı elde değil
kimin yerine koydunsan kendini onda bir parçan kalacak
çünkü biz külü rüzgar yemeden dökemeyiz
elde röntgen varken hava güneşlidir
o tırnaklar bu gece kesilecek

en güzel anındır doğumum annem kanat çırpar
her çıplak lambaya hükmeder kökündeki seyyaha
kalemi basa basa yazıyorum bu sayfayı temiz diye
arkamı çevirince aksimi gör

Serkan Gezmen

(*) Bireylikler dergisinin eylül-ekim 2012 sayısında yayımlanmıştır.

[“İnsanları öldüren insanları öldürüyoruz, çünkü öldürmek yanlış.”]

Bu grafiti fotoğrafı Suriye’ye dair ‘Acı çeken çimenler (the Suffering Grasses)’ adlı belgeselin tanıtımında kullanıldı. Belgeseli Gazze yolunda 9 kişinin öldürüldüğü Mavi Marmara gemisinin yolcularından biri, Kore asıllı aktivist ve film yapımcısı Iara Lee çekti. Nisan ayında Türkiye’ye gelip Suriyeli sığınmacılar ve Özgür Suriye Ordusu mensuplarıyla görüşerek yaptığı çalışma henüz burada gösterilmedi. Ama Mayıs’ta tanıtım amacıyla kaleme aldığı yazısındaki karamsar tablo hâlâ güncel. Şiddetin şiddeti tetiklediği, ölümler arttıkça kin ve intikam hislerinin güçlendiği, kampların keskinleştiği bir ülke tasviri Iara Lee’ninki; ‘Rejimin de istediği gibi, mezhepsel, dini, siyasi, ekonomik ve etnik ayrımlar, gittikçe derinleşiyor. İç savaş hali yerleşiyor.’ 5 ay sonra sınırın bu tarafında da can alan bu savaşın, kimse nerede ne zaman nasıl biteceğini öngöremiyor. Ölümler hızla artarken, Beşar Esad ise şiddetten adeta beslenerek 19 aydır yerinde duruyor. Belki tam da bu yüzden, Iara Lee’nin 5 ay önce de dile getirdiği şiddet içermeyen araçlara her zamankinden çok ihtiyaç olabilir.
[Işın Eliçin, 7 Ekim, Yeni Şafak]

Eğer canınız mafyalı bir film izlemek isterse bu film tam size göre. Mario Puzo (Super Mario) tarafından yazılmış romanın sinema uyarlaması olan bu filmde çeşitli silahlarla; çeşitli insanlar, çeşitli yöntemlerle öldürülmekteler. Filmi mafya filmi yapan en önemli kısım ise bu kişilerin hep mafya olmaları. Başrolde Süpermen filmindeki baba oynuyor. Bu filmin Süpermen filmiyle ortak başka bir yönü ise oradaki baba burada da baba. Film suç içerikli olduğu için karakterler hep suç işleme peşindeler aslında zeytinyağı satmıyorlar bu iş sadece bir kılıf. Ama bence aynı parayı daha namuslu yollardan kazanabilirlerdi. Ne vardı zeytinyağı satsalar? İlk film beğenilmiş olmalı ki birinci filmden sonra iki tane daha yapılmış. Film bu özelliğiyle bana Geleceğe Dönüş filmini anımsattı. Filmi uzun ve sıkıcı bulursanız benim gibi sahneleri atlayarak geçebilir ya da çabuk bitmesi için hızlı çekimde izleyebilirsiniz. Filmin rejisi Francis Ford Coppola isimli bir yönetmene ait. Yönetmen de bu soyadıyla bana geçenlerde yeni taşındığımız eve girerken ev sahibine ödediğimiz kaporayı anımsattı (1500$). Umarım evden çıkarken bu parayı geri alabiliriz…

(Film bu akşam saat on’da televizyonda bir kanalda oynayacaktı… -da hangi kanaldı hatırlayamadım. Artık kanalları gezerken bulursunuz…)

diye sormuştu tolstoy. bizim bakkal tolstoy’u tanımaz. tanısaydı çok severdi ve ona bir çift sözü olurdu: insan veresiye yaşar derdi.


Güzin – Baha ikilisinden 1975 tarihli bir şarkı. Fotoğrafla şarkının ne ilgisi var? Bilmiyorum. Her şeyi bilemem.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

“Küçük kurbağalar bir gün büyük kurbağalar olacaklar.
O zaman pazarda iyi para ediyorlar. Özel bir kurbağa
yemi hazırlıyorum. Bu küçük zıp-zıp’ların büyümesini
hızlandıracağım.”

-Vakvak Amca
(çizgi romandan)

Gece sabaha kadar eğlenmek mi? Yoksa sabah işe gitmek mi? Kitabın yazarı Ayla Kamele bu soruyu: “Her ikisi de!” diye cevaplıyor.

İşyerinde uyuklarken çalışıyor gibi görünme teknikleri içeren elimdeki bu kitabın beşinci baskısı. Arka kapakta okuyucuların teşekkürüne de yer verilmiş. Bir okuyucu, arka arkaya ikinci çocuğunu da doğurduktan sonra işyerinde uyuklamaya başladığını; bu kitaba rastlamış olmasa bugün işini kaybetmiş olacağını söylüyor. Başka biri kitabın gücü sayesinde nasıl işyerinde uyuyarak terfi ettiğinden bahsediyor.

Kitap; Az Uykusu Olan, Çok Uykusu Olan ve Tamamen Uyuyan insan tipini örnek almak üzere üç ana grupta toplanmış. Kitaptaki örnekleri uygulayarak; çalıştığınız ofiste tüm günü uyuyarak geçirmeniz mümkün. Şahsen denedim ve gerçekten işe yarıyor.

Çalışıyor gibi görünmek kısa vadede işe yarayabilir. Fakat zamanla işlerin birikmesinden şüphelenen patronunuz tarafından kovulmayacağınıza bir garanti verilmediği baştan belirtilmiş.

Eğer yorucu bir gece geçirdiyseniz, hâlâ uykunuz varsa ve işyerindeki olumlu imajınızı korumak niyetindeyseniz bu kitabı edinmenizde fayda var.

TARLABAŞI’NDA SON GECE

“Her şey bir fotoğrafta son bulmak için var olur.”
                                                                      Susan Sontag

En basit cep telefonlarının bile fotoğraf çektiği bir zamanda yaşıyoruz. Günümüzde anlamlı anlamsız her şey, hemen her ayrıntı, yaşanan her an fotoğraf karesine dönüşmekte özgür. Fotoğraflar sosyal paylaşım sitelerini boydan boya süslüyor. Paylaşılıyor, yorumlanıyor, “beğen”iliyor. Böyle bir ortamda yaşam olduğu gibi fotoğraflarala belgeleniyor, hiçbir ayrıntı karanlıkta kalmıyor yanılgısına kapılabiliriz. Hâlbuki insanlar önlerine gelen tabakları, mezeleri, doğum günü pastalarını, kuma bastıkları ayaklarını, kedi köpeklerini ölümsüzleştirirken dışarıda bir yerlerde fotoğrafın yeni-şirin-filtreli dünyasına giremeyen kara delikler büyüyor. Gerçeklikle ilişkisi bulunmayan masif bir tiyatro dekoruyla yer değiştirerek yanı başımızda yok olan Tarlabaşı gibi.
“Ciddi” fotoğraf sanatçıları tarafından eleştirilebilecek bir tutum olabilir usta bir fotoğrafçının eserlerini Facebook gibi lakayt bir ortamda sergilemesi. Oysa işin tam da mecrası burası… Zevzek fotoğrafların arasına gizlenip bakanın boğazına düğüm üstüne düğüm atan bu acayip fotoğraflar paylaşılamayacak kadar tekinsiz, yorum yapılamayacak kadar keskin, “beğen”ilemeyecek kadar iyi…

HEM BELGESEL HEM SANATSAL
Ali Öz’ün Tarlabaşı fotoğrafları serisi kapanmakta olan bu dönemi tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Belgeyle sanat arasında tuhaf bir tonu var bu fotoğrafların. Bir yanıyla çağdaş sanat müzesinde sergilenecek kadar çarpıcı bir yanıyla da kelimelere sığmayacak bir dönemi belgeler nitelikte. Büyük boyutlarda basılıp fotoğraf sergisine konsa sanatsal içeriği ön plana çıkacak, gazeteye basılsa belge yönü ağır basacak kareler.
(…)

Yazımın devamı ve Ali Öz’ün muhteşem Tarlabaşı fotoğrafları 18 Ekim’e kadar Karşı Sanat’ın duvarlarında asılı olacak.

Yazının devamını internette veya Kontrast Fotoğraf Dergisi’nin 31. sayısında bulabilirsiniz ama fotoğrafları bir daha göremeyebilirsiniz.

Yani belki de yazı kalır, fotoğraf uçar.

Kaçırmayın.

Karşı Sanat /
 Gazeteci Erol Dernek Sokak
Hanif Han, No 11/4
Beyoğu – İstanbul